|
SANATÇIMIZ
ERTUĞRUL POLAT
(Öğretmeni Gökhan Güney’in Penceresinden)
Bulanık kültürel bakımından oldukça zengin bir mirasa sahiptir. Çok sayıda
elaman yetiştirmiştir. Toprağı süt veren Ana gibidir. Onun için bu toprağa
borcumuzun olduğunu düşünüyorum. Ülkemizin hemen her yerinde Bulanık’ın
yetiştirdiği elemanlara rastlamak mümkündür. Sanatçımız Ertuğrul Polat da
bunlardan birisidir. 1968 yılında Bulanıkta doğmuştur.Bulanık lisesinde
okuduğu yıllarda tanıdığım kadarıyla vakur, siyah saçları, düzgün ve
taralıydı. Oldukça saygılı bir öğrencilerimizdendi. Tüm öğrencilerimi
severdim. Fakat o sesinin güzelliği ile diğer öğrencilerden farklıydı. Ben
onun sesinin güzel olduğunu bir öğrencinin ısrarı sonucu öğrendim.
Öğrenciler her ders Ertuğrul türkü söylesin istekleriyle karşılaşırdım.
Bunun dersi kaynatmaya yönelik olduğunu düşünürdüm. Bir gün sıkılmış olmalı
ki hocam beni pencere tarafına oturttur musunuz? Hayhay, ancak bir türkü
söylersen olur dedim, o da kabul etti ve söyledi. Ondan sonra sesinin olağan
üstü güzellikte olduğunu öğrenmiş oldum. Öğrencilerde benim beğenmiş
olduğumu anlamış olmalılar ki ardı arkası kesilmez türkü istekleriyle
karşılaşırdım. Hele bir de o gün yazılı sınavı varsa istekler ısrarcı olurdu
ben de bu güzel sesi dinlemek için yazılı sınavlarını bir sonraki haftaya
erteleme zorunda kalırdım. Güzel beste ve yorumları Berivan isimli türkünün
de söz yazarlığı onu müzik dünyamızın vazgeçilmezleri arasına girmesinde
önemli rol oynamıştır. Yaşamı hep zorluklar içinde geçerdi. Ama o hiçbir
zaman yılmadan bu zorlukları yeneceğim parolasıyla yola çıkmış olması, onu
başarıya ulaştırmaya yetmiştir. Türküleri ahenkli ve rahat bir biçimde
söylemesi, ben de varım dedirtmeye yetiyor. En ilginç olanı Türk Halk
müziğini benimseyip gelecek kuşaklara aktarmasıdır. Son albümündeki eserler
sırasıyla şöyledir.
Gittiğin o gün ayrılamam
Ateşe atsınlar beni
Sen bana döneceksin
Annem annem
Aşığım var
Sevdiğimi vurmaz mıyım?
Bundan sonrası seninle
Havar
Mahkûm duası
Sevgili öğrencimin başarısını böylesi anlamlı bir siteye yazmak benim için
mutlulukların en güzelidir. Bulanık’ın bülbülü dağlarımızın kardelen çiçeği,
seninle gurur duyuyoruz, başarılarının devamlı olması dileğiyle.
Gökhan GÜNEY
TÜRKÜLERİMİZ
(TÜRKÜ-MAHNI-ATIŞMA-DEYİŞLER-UZUN HAVA-HORAVEL)
TÜRKÜ
Yöre insanlarının gelenek ve göreneklerini veya tüm yaşam tarzlarını dizeler
şeklinde yazılarak söylenen halk şiirlerine türkü denilmektedir. Fakat durum
şartlara göre kendi içinde değişim gösterir. Anadolu’muz türkü yönünden
oldukça zengin bir mirasa sahiptir. Bu miras kuşaktan kuşağa aktarılır. Her
yörenin kendine özgü türkülere vardır. Ninni, taşlama, aşk, sevgi, yergi ve
oyun gibi çeşitlenmektedir. Yöremiz Anadolu türkü karakteri özeliği taşır.
Daha çok mahnı ( mani) türüdür.
MAHNI (MANİ )
Yöremizde manilere (mahnı) denir. Mahnılar insanlar arasında sevgi ve
hoşgörü bağlarını kuvvetlendirir nitelikte dizelerdir. Yani bunun yazarı
belli olmayan bir tür folklor gibidir. Anadolumuzun zenginliği yöremizede
katkı sağlamıştır. Yöremizde en azından herkes bir mani biliyordur.
Örneklersek:
Git O Toydan Ot Getir
Bu Toydan Ot Getir
Ben Halanın Kızına
İşmar Edende
Sen Diline Salâvat Getir.
ATIŞMA
Âşıkların karşılıklı olarak saz çalarak birbirleriyle giriştikleri amansız
bir söz düellosu gibidir. Bu karşılıklı atışma hoş bir havada geçer.
Yöremizin âşıklarından âşık namaz ve âşık İsa’mız bu atışmaları büyük bir
ustalıkla yaparlardı. Âşık namazımızı rahmetle anıyorum. Âşık İsa’mıza da
uzun ömür diliyorum. Bir sonraki âşıklarımız bölümünde bu iki değerli
aşığımıza tekrar değineceğim.
DEYİŞLER
Bir kimsenin bir konu hakkında söyleme bicimi ifade ediş tarzları şeklinde
tanımlanırlar. Yöremizde deyişler yaygındır. Âşıklar sazlarıyla deyişleri
söylerler.
UZUN HAVA
Belirli bir karakterleri olmayan türkülerdir. Yöresel öğelerin etkisi
altında gelişerek özelliklerini kazanmışlardır. Yöremiz de uzun havalar
çokça söylenmekte olup birçok uzun hava okuyan seslerimiz vardır. İsimleri
az sonra önünüze gelecek.
HORAVEL
Bir çeşit mahnı tipi olup yöremizin özelliği horavel söylenmesi için
vazgeçilmez bir tutkudur. Hodağların seslerini uzaklara duyurmak için öküz
bonduruğundan koro halinde söyledikleri mahnılardır. Örneklersek
Horavelin Uzunu
Koyuna Döktüm Tuzunu
Horavel Çağırmıyanın
Öpeyim Halasının Kızını
Ho Babam Ho
Aybalam Aybalam
O Toyda Kaldı Halam
Mecalim Yok ki Gelem
Söyleyin İmdada
Gelsin Lelem
HORAVEL
Yöremizin olmazsa olmazıdır. Çünkü herik yani nadaslar birçok yörede olduğu
gibi imece usulü ile yapılmaktadır. Kotanın yani pulluğu çekmek için önüne 5
veya 6 çift öküz koşulur bu öküzleri sürmek için bonduruklara hodağlar
bindirilir bu hodağlar jokeyler gibi öküzleri sürerler işte bunlara hodağ
denir. Ellerindeki daddı baba çubuğuyla ho babam ho derler öküze birer tane
vururlar öküzler pulluğu cekmeye başlarlar böylece herik sürme işlemi
başlar. Bu işler sabahın alaca karanlığında yapılır herik sahibi o gün
kuşluk yemeğini getirmek zorundadır. Kaba kuşluğa doğru hodağlar acıkırlar
bu sırada yüksek sesle horavele başlarlar yemek gecikirse o gün herik sahıbi
zararlı çıkar çünkü öküzleri yavaşlatırlar olan nadas sahibine olur. Eğer
işler tersi olurda o gün kete pişi erişte pilavı gelmişse hodağlar bayram
ederler. Seslerin daha çok çıkarılar ho babam ho seleri yeri göğü inletir.
Hodağların hep birlikte söyledikleri bu mahnılara biz horavel diyoruz.
Herikte hodağların korkulu rüyaları pulluğu iki ucundan iki eliyle tutan ve
de koltuk altında sapakel denilen bir aleti taşır o alet kotanı temizlemek
içindir, elinde sapakel olan bu kişiye maçkal denir. Bu kişi o an oranın en
sorumlusu durumundadır. Uyuyan ve de görevini aksatan hodağlara yerden
aldığı bir kesek parçasını fırlatır, kesek parçası sert olmadığından hodağa
ulaşıncaya kadar atılan mesafede ulaşmadan dağılır, eğer sert ise hodağa
değerek uyarılması sağlanır. Böylece aynı tempo imecenin kararlaştığı güne
kadar aralıksız sürer. Yalnız hafta içi herhangi bir günde mola verilir bu
işlem devam edip gider. Bunda en önemlisi hızlı sürüm fazla herikdir. 30 gün
sürer. Hodağlara emekleri karşılığı bir günlük nadas ya da başka hediyelerle
ödüllendirilir.
HORAVEL –Hodağların açlık hislerini bastırmak için hep birlikte söyledikleri
mahnı türü çağrışımlardır.
MAÇKAL-Kotanı iki eliyle tutup dengeyi sağlamak. Ve kotan ekibini idare eden
kişiye maçkal denir.
HODAĞ---Herik yanı nadas yapılırken bonduruğa koşulan öküzleri süren
gençlerden oluşan ekibin her birinin adına hodağ denir.
BONDURUK –Öküzlerin arabayı çekmek için boyunlarına takılan üstü kalın altı
ince iki ağaçtan oluşan bir yapıdır.
KARAGAYIŞ-Herik yapılırken en kuvvetli öküzlerin koşulduğu corosun iki
gerisinde kotanı en dibinde en zor yerlere koşulan yerdir. Güneş dadanın
comuşları hep buraya koşulurdu.
SAPAKEL-Kotan her bitim yerine gelindiğinde temizlenmesi için bir ağaç ucuna
üçgen şeklinde takılan bir alettir. Hodağlar bundan korkarlar maçkal aniden
bununla vurabilir.
YÖREMİZİN ÇALGI ALETLERİ VE BUNLARI ÇALANLAR
ZURNA VE MEY-Vacip dayı
DAVUL VE ZURNA-Kemo dayı
MEY USTAMIZ- Godu dayı
KAVAL-Şerafettin Şero
KAVAL-Alıyarların Fevzi
TULUM-Ensar ve yine Şero
DEFCİMİZ-Naima Abla tüm Bulanıklıların ablası (GİNAVET: Gecelerinin
vazgeçilmez tutkusu)
KAMIŞ DÜDÜK-Ensar ve tüm Bulanıklıkların ve herkesin denediği bir tutku.
Birçok çoban önce bunu çalar sonra kavalı öğrenir.
YÖREMİZİN GÜZEL TÜRKÜ SÖYLEYENLERİ
RAHMİ BEY: Uzun hava türküleriyle gecelerimizi süslerdi yıldızlarda onu
dinlerdi
FAHRETTİN FAĞO: Uzun havası ile yer gök inler neredeyse bulutlar yağmur
çiselerdi.
RİDAYETTİN RİDO: Rido lakaplı ve de herkes onu dayı diye çağırmasından dayı
lakabı da eklenmiştir. Türküleri hiçbir Bulanıklının belleğinden
silinmemiştir. Güzel sesiyle gönlümüzde taht kurmuştur. Hele bir de
söylediği
Cevizin Yaprağı Dal Arasında
Severler Güzeli Bağ Arasında
oldumu diyecek yok.
NEJDET KASAPÇI: Yanık bir sese sahip ve de sinema hoparlörlerin den uzaktan
da olsa onu hep dinlerdik, en güzel söylediği türkü:
Senden Ayrı Yaşayamam
Bu Aşkın Izdırabı Bilmem
Ne Zaman Bitecek
AYHAN GÜNEY: Toylarımızın ve ĞINAVENT gecelerimizin türkü söyleyenleri
arasında ön saflarda yer alırdı Uzun havaları kusursuz söylerdi:
Böyle Bağlar
Yar Başını Böyle Bağlar
Eridim Kamış Oldum
Altın İdim Gümüş Oldum
Uzun havası gönüllerde taht kurmuştur. Bu ses bülbüllerimizin ölenlerine
rahmet sağ kalanlarına uzun ömür diliyoruz.
SAYIN ÂŞIK NAMAZDAN TÜRKÜLER
Gene didalarım doldu yaşınan
Beçere gönlümün cefasınnandır
Bir yiğit bir yerde gonsa
Onunda gendinin gafasınnandır
Deli gönül hile sezeyen olsa
Sonalar göllerde üzeyen olsa
Bir kız kapı kapı gezeyen olsa
Onunda namusu anasınnandır.
Namaz diyer gene gönlüm bulansa
Göz göz olsa yaralarım sulansa
Bir arvatki yolsuz yolsuz dolansa
Vijdanı guvatlı gocasınnandır
Âşık diyer gözel al
Giy gettine gözel al
Bey bafadan hendem olmaz
Ara aslı gözel al
Âşık diyer gözel alma
Yemeğe gözel alma
Bafalı çirkini al
Bafasız gözel alma
Âşık diyer balık üzdü
Deryada balık üzdü
Malımı gözel yesin
Yemesin çarık üzdü
SAYIN ÂŞIK NAMAZDAN TÜRKÜLER
Sözde bir olmuyan evde
Yoksul düşüp ayrı dursan yahşıdı
Namerdin davatına gitmekten
Mert yanında ac otursan yahşıdı
İncinirsen bir kimsenin dilinden
Möhübbeti kabul olmaz elinden
Asılsız kimsenin bağda gülünden
Çöl yabanda lala dersen yahşıdı
Namaz diyer derde mert bulur çara
Namert ne kişidir ki yarayı sara
Bir ahbabki davat etse bir şere
Gitme diye yol göstersen yahşıdı
Ezizim yatan garı
Dağların yatan garı
İyidi tez gocaldar
Akşamnan yatan garı
Âşık diyer daş daşı
Koş araban daş daşı
Çirkin ile bal yeme
Gözel ile daşdaşı
Ala gözlüm koç eyleyif yurdunnan
Kendi köçüf yurdu galan sevdiğim
Yuğum gelmez yata bilmem derdimnen
Verifsen gönlüme talan sevdiğim
Cerrah hekim yarasında görünmör
Gönlüm ister sırasında görünmör
Ele gedif binesinde görünmör
Vaz gelif terkini gılan sevdiğim
Namaz diyer destinde bada tutunan
Nice doymak olur çilve satannan
El çekif yerinen köhne vatannan
Vaz gelif terkini gılan sevdiğim
Sayın Âşık Namazımızın aşağıdaki dizelerde met etiği adamın adı serdar eyüp
adındaki bir yiğidimiz ermeni çetelerinin Türklere ve müslüman kim olursa
olsun saldırılarına karşı silahlanarak dağlara çıkar. Batum, Tiflis ahıska
ahırkelek, borcom gibi bölgelerde ermeni ler le savaşarak halkı korumuştur.
Sayın Âşık Namazımızın söylediğine göre Serdar Eyübün köy civarına geldiği
haberini duyan ermeni ler evlerinden uzun süre dışarı çıkamazlar. Bu yiğit
insanımızın kahramanlık mazisi uzundur. Ona şimdilik Allahtan tan Rahmet
diliyoruz.
Ve onun için söylenenlere kulak veriyoruz.
Gene sedelendi durdu yeridi
Serdar Eyüp Ahırkelek elinde
Alı kimi hacastanın biriydi
Serdar eyip ahırkelek elinde
Habar alsan aslı nesli yüz ağa
Göyde şümşek kimi oynar uzağa
Geldi borççalıdan geçti gazağa
Serdar eyip ahırkelek elinde
O can feda bu can bezer yazıldı
Onda gâvurların fendi bozuldu
Ermeniye hezreti Ali kesildi
Serdar eyip ahırkelek elinde
Namaz diyer mevlam onu bele yarattı
Bedir aslan üzdü gaflan sufattı
Çintiyen gılıçlı altı boz attı
Serdar eyip ahırkelek elinde
GÖKHAN GÜNEY
RESSAM-HATTAT ŞERİF OKUT
VE HAT SANATI
Hattat kelimesi Arapça kökenli bir kelime olup, hattat sanatı ise belirli
kurallara uyularak güzel yazı yazma sanatıdır. Güzel hat, çizgi yazı veya
hüsnü hat olarak ta bilinmektedir. Bu sanat Romalılardan, günümüze kadar
çeşitli aşamalardan geçerek bugünkü haline ulaşmıştır. Hat sanatında
harflerin yazını türüne göre biçimlendirilmesinde temel olan birimler
vardır. Bunlara nokta denir. Burada yazıda kullanılan en önemli araç genelde
kamıştan yapılan kalemdir. Yazılar is, zamk su ve daha başka katkı
maddelerinin karışımından oluşan siyah mürekkeple yazılır ve mürekkepler bir
hokka içinde saklanır( yani cam kavanoz gibi). Hat sanatını öğrenip hattat
olabilmek için belirli bir eğitimden geçmek gerekmektedir. Ancak eğitim
almamış güçlü hattalar günümüzde bu sanatı büyük bir ustalıkla ve başarıyla
yürütmektedirler. Bu amaçlar doğrultusunda kendilerini yetiştirmişlerdir.
Hattatlar kendi aralarında gruplaşarak çalışmaktadırlar. Bazı hattatlar ise
ferdi olarak çalışmaktadır.
Hattatlar Divani Hümayun, Enderun Hümayun gibi resmi devlet dairelerinde,
Okullarda dersler verirlerdi. Yalnız gelenek göreneklerine göre bu dersler
karşılığında herhangi bir ücret talepleri olmazdı. Günümüze gelene kadar bu
sanata ilgi artmakta olup her geçen gün değeri daha da anlaşılmaktadır. Bunu
da bu sanata gönül verenlere borçlu olduğu düşünülebilir. İşte bunlardan
biriside 1962 yılında Bulanıkta dünyaya gelen ve bu sanatı başarıyla yürüten
Sayın Şerif Okuttur. Ailesinin ekonomik ve sosyal yönden eksiklikleri
olmasına karşın, yılmamış ve güç koşullarda Süleyman Paşa İlkokulunu
bitirmeyi başarmıştır. 1974–1975 yılları arasında kendisini resim merakı
sarmış ve Sayın Öğretmenimiz Mehmet Demirel’in destek ve teşvikleriyle daha
da önemlisi, ondan esinlenerek çalışmalarını sürdürmüş, bu arada çizgi
romanları ve kitaplarında yardımıyla kırık cam üzerine sulu boya fırçasıyla
yazılar yazmaya başlamıştır. Bu yolda uğraşlar vermiş ve kendisini bu yönde
geliştirmiştir. Sonraları ünlü ressamlardan Yaşar Çallı ile tanışarak portre
tekniğini geliştirmiş ve bu arada devletin ileri gelenlerinin portrelerini
yapmaya başlamış, Bunlardan Sayın Süleyman Demirel, Sayın Mesut Yılmaz,
Sayın Dr. Devlet Bahçeli ve diğer birçok Bakan ve milletvekillerini
portrelerini çizmiş bu yolda beğeni kazanmıştır. KKTC Cumhurbaşkanı Sayın
Rauf Denktaş’ın portresini yaparak kendisinin ilgi ve alakalarına nail
olmuştur. Atatürk’le ilgili portrelerden takdir ve teşekkürler almıştır.
Bizlere en büyük ödülü ise Bulanıklı oluşudur. Bulanıklı olarak kendisine
onur ve gururla bakıyoruz ve başarılarının devamını diliyoruz. Bizlere düşen
ise Bulanık’ın yetiştirmiş olduğu değerli sanatçımıza gerekli yardım ve
desteklerimizle onu yüceltmektir.
Hoşça kal Ressam Hattat Sayın Şerif Okut. Bu uzun ince yolda sana
başarılarının devamını diliyoruz.
GÖKHAN GÜNEY
(Yazımı ve derlemesi Gökhan Güneye aittir.Her hakkı saklıdır. İzinsiz
yayımlanamaz.)
|