BULANIK'LI AVCILARDAN FIKRALAR
>> Bir gün Abdurrahman KAYA , Süleyman TEZATAR ve Kadir OTALI ava giderler.
Epey dolaştıktan sonra aniden önlerine bir ördek çıkar hep birlikte ördeğe
ateş ederler. Ördek yaralanır ve can havliyle yere düşer. Bizim avcılar
başlar ben vurdum tartışmasına. Hepside ördeği kendisinin vurduğunu söyler.
Bir türlü sonuca varamazlar tartışma sürer gider. Yerde acılariçinde
kıvranarak yatan ördek artık bu tartışmaya dayanamaz ve yattığı yerden
başını kaldırır ve vaaak beni evrahman vurdu der.
ŞAVŞAT YÖRESİNE ÖZGÜ FIKRALAR
ÖLİ ADAM
İki sulobanlı ormanda kaza
geçirmiş, adamın biri ölmüş diğerinin bacağı kırık ortalığı yıkıyor. Oradan
geçen sıkıyalının biri olayı görüp gelmiş, başlamış yaralıya kızmaya. Orda
adam ölmüş sesi çıkmiyer, bunun bacağı kırılmaynan ettuğu fızzaha bak sus
itoğlit.
MANDALARIM YOKSA ÖKÜZLERİM
Sulobanlı baba, oğul sabah
erkenden çayıra ot getirmeye gidecekmiş, bir çift öküzleri varmış sabah
erkenden kalkınca baba oğluna seslenmiş sen bir arabayı hazırla bende bu
arada namazımı kılayım der oğlu ahıra iner ama kafası karışır çayıra bir
araba gidecekmiş babay aca mandalarımı koş dedi yoksa öküzlerimi der sormak
için eve girer ve evin kapısını açarken sorar baba der mandalarımı koşem
yoksa öküzlerim baba namaza durmuştur, namaz bozmaz ve mandaları koş
anlamına gelecek bir manda sesi çıkartır, ve namaza devam eder.
DEĞİRMENLER
Sulobanlıların Çenkhelek
yaylasında Ardahanın Fayatlı köyü ile arazi davaları vardır. Alırlar
değnekleri çıkarlar araziye karşı tarafta gelmiştir. Kavga başladı
başlayacak bu durumda sulobanlının biri karşı tarafa bağırır..
Ola sizin köy kaçhanedir?
Cevap gelir
İkiyüz…
Hihı bizim o kadar
değirmenler var.
SULOBANLILAR
Sulobanlının biri İstanbula
getmiş, İstanbulu gezduğtan sonra sulobana dönmüş, sormilerki televizyonu
gördün nasıl bişedur. Oda demişki görmeğda ne demağ bindim bila
SULOBANLIYIM SULOBANLI
Yaşlı amca hasta olur ve
hastaneye gider. Muayene sırası kendisine gelince doktor sorar.
Amca söyle bakayım, SSK
lımısın,BAĞ-KURmusun
Yaşlı amca
Nayın SSK lısına Bağ kurlısı
Ben Sulobanlıyım sulobanlı
…
KAZMA KILIFI
Sıkıyalının biri eski
dönemlerde bir tane çizme bulur. Bakar bakar ne olduğunu anlayamaz.Getirip
başka bir sıkıyalıya sorar.
Ola abu nadur aca ?
Öteki cevap verir:
Tanimiyersin ola beç kazma
kılıfı
BUKADARDA MI ÖLDÜN
Köyün birinde, yağmurlu,
çamurlu, bozuk bir havada birisi ölür. Cenazeyi kızakla mezarlığa
götürürlerken, öküzler ve kızak çamura saplanır. Kimse çamura girip öküzleri
çıkaramaz. Uzak tan bağırmaları da işe yaramayınca, içlerinden biri cenazeye
seslenir
Olaaa baba, oldunda okuzlara
bir ho diyamıyacağ kadarmi oldun okuzlara seslende çamuru geçah.
NOT. Bu asil ve soylu yüce
insanlarımıza bulanık halkı olarak çok şeyler borçlu olduğumuzun
bilincindeyiz, çünkü her zaman en zor şartlarda daima yanımız da olmuşlar
desteklerini esirgememişler, bu asil insanlar daima bulanıklıların
kalplerinde birer abide olarak saklanacaklardır. Sevgili İkram Günerinin
eksiklikleri nedeniyle sizlerden özür dile diği, ve bu asil insanların da
derlemesinin bana kismet olması benim için büyük bir şanstır kendi kendime
bir teselli olarak onlara karşı bir vefa borcumuzu az da olsa Sevgili site
yöneticisi Cemil Özdemirle birlikte ödemenin mutluluğunu yaşamak güzel bir
duygu olsa gerek bu değerli şavşatlı insanlarımızın aramızda hayatta
olmayanlara rahmet, yaşayanlara uzun ömürler diliyorum.
ELVEDA EY ASİL İNSANLARIMIZ
(Gökhan GÜNEY)
NAMAZ DAYIDAN FIKRALAR
Namaz Dayının oğlu Turgay bir gece ortadan kaybolur. Tüm aramalara rağmen
bulunmaz. Sabaha doğru Turgay çıkıp eve gelir. Namaz Dayı sorar: “Oğlum bu
saate kadar nerelerdeydin?”. Birkaç kez yineler ama Turgaydan cevap gelmez.
En sonunda yanıt gelir: “Düğündeydim”. Namaz Dayı kimin düğünü olduğunu
sorar fakat bu seferde Turgay “Bilmiyorum” der. Sinirlenen Namaz Dayı
söylenir: “E be oğlum seni gelin alaydılar biz kimden soracaktık”.
Bulanık’ta bir gün bir koşu düzenlenir ve Namaz Dayının torunu Alparslan da
koşuya katılmak için dedesinin onayını almak ister. Bir söyler, iki söyler,
üç söyler ama dedesinden hiç cevap gelmez ama Alparslan da ısrarından
vazgeçmez. En sonunda namaz Dayı Alparslan’a izin verir ve ekler ; “Oğlum”
der “Git bak bir koşuya katılanlar arasında kör ve topal sayısı fazlaysa sen
o zaman gir”.
Komşusu Namaz Dayıdan artık kullanılmayan, dışarı atılmış sobayı ister fakat
Namaz Dayı sobayı vermez. Olayı izleyen komşusu olan bitene bir anlam
veremez ve Namaz Dayıya sobayı neden vermediğini sorar. Namaz Dayı yanıtlar;
“Sobasında değilim ama yakmak için adam gece gelip tezeği çalacak ona
yanarım”.
Rahmetli Zabit ve Ayvaz Dayı odundan gelirken kazan yokuşunda iddiaya
tutuşurlar. İddia konusu da kimin öküzünün önce yukarı çıktığıdır. Tartışma
sürer ama bir sonuca varamazlar bunu bir de Namaz Dayıya soralım derler.
Namaz Dayı bakar ki hakikatten Ayvaz’ın öküzleri önce çıkmıştır. Dese ki
“Ayvazın öküzleri çıktı” bilir ki kendi yükü yine olduğu yerde kalacak Ayvaz
taşımaya yardım etmeyecek. Durur durur: “Zabit’in öküzü çırptı” der ve Zabit
öküzlerini Namaz Dayının yüküne de koşup onları yukarı çıkarır.
Rahmetli Molla Halil bir gün Namaz Dayıyı evinde ziyaret eder. Bir iki hoş
bet sohbetten sonra konuya girer. “Namaz Dayı ben senden bir şey istemek
için geldim”. Namaz Dayı hoşuna gitmeyecek bir şey isteyeceğini sezmiş
olmalı ki önceden lafı gediğine oturtmuş: “Namus hariç ne istersen başla göz
üstüne”. Molla Halil rahatlamış ve eklemiş: “Senin Napızar’daki tarlayı bana
sat”. Namaz Dayı söze girmiş: “Az önce demiştim ya namus hariç her şey baş
göz üstüne işte tarla da bizim namusumuzdur.”
Namaz Dayının oğlu Alimemet bir gün alımlı ve güzel bir keçi alır, eve
getirir. Namaz Dayı önce bir fiyatını sorar bakar ki bu fiyata bu keçi çok
ucuz hemen keçinin ağzına bakar ve geri Almemete döner: “Bu keçiyi aldın ama
oğlum alırken sordun mu A keçi sen bu otu hangi dişinle yiyeceksin?”.
Namaz Dayı Ankara’ya gelir, taksiye biner. Taksi biraz fazla dolanmaya
başlayınca dolandırılacağını hisseden Namaz Dayı taksiciye “Eğlet düşecem”
der, taksici de “Korkma babacım, düşmezsin” der. Namaz Dayı tekrar taksiciye
“Düşecem ben” der, taksici gülerek “Tutun babacım bir şey olmaz” der. Ne
zaman ki Namaz Dayı kapıyı zorlayıp açmaya çalışır, taksici o zaman anlar ki
Namaz Dayı aslında taksiden inmek ister.
Namaz Dayı bir gün misafirliğe gider. Ev sahibi Namaz Dayıya bir sandalye
arar. Bakar ki Namaz Dayı evde sandalye yok: “ Bak komşu bana sandalye
getirirsen oturmam” der “Eski sandık, kütükte olsa bana yeter” der.
Namaz Dayının oğlu Gökhan’ın yakın arkadaşları bir gün Gökhan’ı oruç tutup
tutmadığı konusunda sıkıştırır. Namaz Dayı bakmış olacak gibi değil cevabı
yapıştırır: “Benim oğlum Ramazanı üç ay önceden karşılar, Ramazan çıktıktan
üç ay sonrada oruç tutar.” Sorup soracaklarına bin pişman arkadaşları bir
daha bu mevzuyu açmazlar.
Bulanık’ta birisi bir adam vurur ve ölenin yakını Namaz Dayıya sorara:
“Namaz Dayı bu işin ucu nereye gider?” diye sorar. Namaz Dayı yanıtlar: “Bir
ucu Elbeyinin evinin yanına (cezaevi) diğer ucu da Tavının oğlu İskenderin
evinin yukarısına (mezarlık)”
Derleyen ASLAN ÜLKER
FIKRALARIMIZ VE MİZAH USTALARIMIZ
NAMAZ GÜNEY
Namaz Güney Hicri takvime göre 1313 tarihinde günümüzde Gürcistan
sınırlarında kalmış Ahılkelek’e bağlı Göğye köyünde doğmuştur. Bulanık’a
1929 yılında ilk göç eden Terekeme Türklerindendir. Namaz Güney 1983’te
Bulanık’ta vefat etmiştir.
Espri yeteneği doğuştan gelen, eskilerin değişiyle Allah vergisi bir
meziyettir. Sonradan kazanılması mümkün değildir. Bütün yetenekler gibi
hayat okulunda geliştirilir ve sınanır. Toplumun onayı yeteneğin en makbul
diplomasıdır. Espri karşıdakini düşünmeye ders almaya sevk ettiği oranda
değerlidir. Kahkaha esprinin son aşamasıdır. Mahalli kültür bazen espriye
damgasını vurabilir. O zaman espriler sadece o mahalli kültüre ait olanları
güldürür. Aynı zamanda bütün insanlığa hitap eden esprilerde vardır.
Nasrettin Hoca’nın esprileri evrensel değerdedir. İçinde yaşadığımız
coğrafyanın sözlü kültür geleneğinin çok güçlü oluşu hem edebiyatı
geliştirmiş hem de mizah kültürünü geliştirmiştir. Mizah geleneğimiz yazılı
metinleri Nasrettin Hocaları, Aziz Nesin’leri gelecek nesillerle
buluştururken potansiyel Nasrettin Hocalar, Aziz Nesin’ler sözlü kültürde
yaşamaya devam etmektedir
Espri yeteneği ile sözlü kültürde yaşamaya devam eden kişiliklerin başında
Namaz Güney gelmektedir. Namaz ismi mizahla özdeşleşmiştir. Yaşadığı kültür
tarih ve mekânla uyumlu espri yeteneği mizahi kişiliği onu unutulmazlar
arasına yerleştirmiştir. Mizahın yapıtaşı söz ise Namaz Güney’in esprisinde
söz tam gediğine yerleştirilir. Çağdaş insanın onun esprilerinden zevk
alması yaşadığı kültürel ortamı içselleştirmesiyle mümkündür. Hayatta çok
acılar görmüştür. Ancak acılardan mizah yaratmasını bilmiştir. Uluorta espri
yapmaz zekâsı hazır cevaplılığından gelir. Yeri ve zamanını belirledikten
sonra espri yeteneğini felsefi incelikle birleştirip gülmekten kırıp
geçirir. Aslında çok ciddi bir kişiliğe sahiptir. Mizahı çok ciddiye alır.
Belki de bu yüzden çok güldürür. Esprileri sadece gülmeyip ders alanlar için
büyük bir nimettir. Bu açıdan bütün zamanlara hitap eder. Bu yönü onu mizahi
kişilikten fikir adamı kişiliğine yükseltir.
Derleyen ASLAN ÜLKER
SAYIN ŞEFİK KALELİ DEN FIKRALAR
“1970’li yıllarda aralarında Şefik Kaleli’nin de yer aldığı Belediye Başkanı
ve kasabanın ileri gelenlerinden oluşan bir Bulanık heyeti Ankara’ya gitmeyi
kararlaştırır. Amaç hükümet yetkilileri ve Bakanları ziyaret ederek Bulanık
için bazı yatırımların yapılmasını sağlamaktır. Heyet toplu halde halkın da
uğurlaması ile garaja doğru giderken, evi garajın üstünde olan Bulanığın
önemli ailelerinden birinin büyüğü olan Hacı Çerkez heyete seslenerek,
yanına çağırmış. Hoş beşten sonra heyeti iyi dileklerle uğurlamış ve “tek
istediğim hepinizin sağ salim dönmesi” diye de arzusunu vurgulamış.
Heyet Ankara’ya gitmiş ve doğrusu fazla bir şey elde edemeden dönmüş.
Heyetin Bulanığa dönüşünde Hacı Çerkez yine evin önünde onları bekliyormuş
ve tekrar onları çağırarak “hoş sefalar getirdiniz” “biliyorum ki bir şey
yapamadan geldiniz ancak canınız sağ olsun, sağ salim dönmenizden daha
önemli bir şey yok” diyerek onlara bir şeyler ikram etmiş ve “size bir fıkra
anlatacağım” demiş. Ve başlamış anlatmaya.
“Evli bir karı-kocanın sıradan bir yaşamları varmış. Adam bir gün, hanım ben
evde çık sıkıldım bir şeyler yapsam, bir işe yarasam demiş. Kadın da senin
canın sağ olsun. Ben senden çok memnunum. Canın ne isterse onu yap demiş.
Evde bir keçi varmış. Adam keçiyi alıp pazara götürmüş ve dolaşmaya
başlamış. Biri yanına yaklaşmış sen ne dolaşıyorsun demiş. O da ben pazar
yapmaya geldim demiş. Bu keçimi satıyorum. Diğeri bana sat demiş. O da tamam
demiş. Ne istersin keçine diye sormuş. Adam sen bilirsin ne verirsen ver
demiş. Ben de bir hindi var olur mu? Olur demiş. Keçiyi hindiyle
değişmişler. Sonra hindiyi tavukla değişmiş, tavuğu da verip bir fes almış.
Gayet rahatlamış bir vaziyette eve dönerken, bir su kuyusu görmüş. Bir
bakayım fesim nasıl oldu diye eğilince kafasındaki fes de kuyuya düşmüş.
Sonuçta eve eli boş dönmüş. Hanımı onu sevinçle karşılamış. Evimin beyi hoş
geldin demiş. Üstünü çıkarmasına yardım etmiş ve onu oturtup ayran ikram
etmiş. Adam hanımına, bana sormayacak mısın pazarda ne yaptım diye. Hanım,
sen eve sağ salim geldin ya. Bundan daha büyük şey olamaz benim için demiş.”
Fıkrayı anlattıktan sonra heyete dönen Hacı, “sizin sağ salim gelmenizden
önemli bir şey olamaz. O yüzden size ne yaptınız Bulanık için neler aldınız
diye sormayacağım” demiş
Köylülerden biri Şefik Kaleli’ye yoğurt getirmiş. Şefik Kaleli adama
“yoğurdu bizim eve götür” demiş. Adam “abi sizin ev nerede” demiş. Ş.Kaleli
“şu yukarı mahalleye çık, en güzel kadını hangi kapıda görürsen, o ev
bizimdir. Oraya bırak” demiş. Bir müddet sonra Ş.K. Muşa gittiğinde
kayınbabasını ziyaret etmiş. Oradan buradan konuştuktan sonra “kızımız
nasıl” diye sormuşlar. Şefik Kaleli’de yoğurt meselesini anlatmış. Kayın
validesi “Vaaa gördün oğul, öyleyse yoğurt sizin eve gitmedi” demiş. Ş.K.
Bulanığa döndükten sonra bir gün ilçeye yeni gelen bir Yüzbaşıya yoğurt
olayını anlatmış. Yüzbaşı çok gülmüş. Ş.K. Yüzbaşıya “bu yoğurt siz gider
miydi” diye sormuş. Yüzbaşı “vallahi bize de gitmezdi” demiş ve uzun süre
gülüşmüşler.
“Şefik Kaleli Ankara’da bir gün Ulus heykelinin önünde bir arkadaşını, büyük
olasılıkla Bulanığın çok renkli simalarından rahmetli Tahsildar Ali’yi
bekliyormuş. Bir ara başında fes, elinde tesbih yavaş hareketlerle dolaşan
birini görmüş. Dikkatlice bakınca onun Bulanığın köylerinden tanıdık biri
olduğunu anlamış ve yanına yaklaşıp ona bakmış. Hacı’da Ş.Kaleliye bakmış
bir süre sonra başını çevirmiş. Ş.Kaleli Hacının kendisini tanımadığını
anlayınca yanına yaklaşıp” Hacı” demiş “Bu ne kılık kıyafet böyle” demiş.
Hacı şaşırmış bir şey diyememiş Ş.Kaleli ise “Sen Türkiye Cumhuriyetinin
Başkentinde utanmıyor musun elinde tesbih, başında fesle gezmeye, bilmiyor
musun yasak olduğunu”. Hacı kendini toparlamış “Beyefendi vallahi
bilmiyordum, ben Muş’tan geldim”. Ş.Kaleli “Bu suçtur ya benimle karakola
gelirsin ya da cezası var onu öder kurtulursun” demiş. Hacı “beyefendi ceza
ne kadardır” demiş “500 lira” diye karşılık vermiş Ş.Kaleli. Hacı “tamam
beyefendi ben cezayı ödeyeyim, bu yaşta karakola götürme beni” demiş.
“Tamam” demiş Ş.K. “Şimdi doğru oteline git, bir daha dışarı çıkma bu
kıyafetle”. Hacı “emredersin beyefendi” demiş ve gitmiş. Bir müddet sonra
Ş.K hacının oğluyla karşılaşmış ve sormuş “hacı nasıl, ne yapıyor” O da
“vallahi hacı dışarı çıkamıyor. Polisler yakalamış ceza kesmişler.” Ş.K.
gülmüş bunu duyunca. Hacının oğlu “abi niye gülüyorsun, yoksa senin de
haberin var mı bu meseleden” diye sormuş. Ş.K. “hacıya cezayı ben kestim, al
bu parayı ona götür ve cezayı Şefik Kaleli kesmiş de” diyerek uzun süre
gülüşmüşler.
Derleme:GÖKHAN GÜNEY
FIKRA VE MİZAH USTAMIZ
ŞEFİK KALELİ (1920 – 2003)
Sayın Şefik Kaleli Bulanık’ta yıllarca dava vekilliği görevi yapmış,
ilçemizde dava vekilliği denilince ilk akla gelen isimlerden biri olmuş,
birçok davasını dengeli bir biçimde kimseyi kırmadan zarar vermeden
çözmesini bilmiş renkli bir kişiliktir. Sayın Kaleli ciddiyeti ve
davranışları herkese örnek olmuştur. Onu farklı kılan bilgisi, kültürü ve
deneyimleriyle pek çok hâkim ve savcıya örnek olması ve bu engin kültür ve
tecrübesiyle herkesi kendisine hayran bırakmasıdır. Yörenin feodal yapısının
gereği dava işlerinin kolay olmadığı bir zamanda o davalardan üstün zekâsı
ve tecrübesiyle başı dik çıkardı. Engin bir hoşgörüye sahipti ve bunun yanı
sıra insanlara ve olaylara hep dostça ve samimi yaklaşırdı. Bunu zekâsıyla
birleştirmesi onu üstün bir konuma getirmesine yetiyordu. Bulanık halkına
her konuda rehberlik etmiş, uzun yıllar yöremiz de çalışmış ve bu
çalışmalarına hiç bir zaman siyaseti katmamıştır. Dengeli kişiliği ile
Bulanık’ın her zaman aranan simalarından birisi olmuş ve gerek kız isteme ve
gerekse nişan ve toylarda hep başköşede onur konuğu olarak yer almıştır.
Tüm bu meziyetlerinin yanı sıra onu unutulmazların arasında yer almasının
bir nedeni de yöremizin mizah ve fıkra ustalarımızdan olmasıdır. Şaka ve
espri insanlara doğuştan verilmiş bir yetenektir. Bu yetenek yöre
yaşamışlığının koşullarından beslenerek kendini Sayın Şefik Kaleli ile ifade
etme şansını bulmuştur. Karşısındakini bir çırpıda anlamak ve anında ona
göre tavır belirleyip bir espriyle yanıt vermek onun en belirgin özelliği
arasındadır. Espri ve şakaları da bunu doğrular niteliktedir ve bu da onun
mizahi ustalığının kendisine verilmiş bir yeteneğinin sonucudur.
Karşısındaki insanı kırmadan anında cevaplamak bir zekâ ürünüdür. Kendine
has kıvrak zekâsı ve hazır cevaplılığı sayesinde önüne geleni gülmekten
kırıp geçiren Sayın Kalelimize Bulanık olarak çok şey borçlu olduğumuzu
düşünüyorum.
Kendisinin zamansız aramızdan ayrılıp gitmesi hepimizi üzmüştür. Yaşadıkça
onu ve ortaya koymaya çalıştıklarını daha iyi anladığımız kanaatindeyim.
Kendisine rahmet, geride kalan tüm Kaleli ailesine ise uzun ömürler
diliyoruz.
Tahsildar ALİ SÖNMEZ
Baba Adı: Mustafa
Doğum Yeri: Muş, Merkez, Güzeltepe Köyü
DoğumTarihi: 1331(1915)
1946–1978 yılları arasında ilçemizde atlı maliye tahsildarı olarak görev
yaptı. Bu süre içerisinde ilçemizin 72 pare köyünü teker teker gezerek halk
ile içice yaşadı. İlçe halkı tarafından sevildi. Evli, 6 çocuk babasıydı.
1978 yılında emekli olarak Antalya'ya yerleşti. 4.4.1989 tarihinde vefat
ederek, Antalya'da toprağa verildi.
Bir milletin köklü geleceklere sahip olması için, köklü geçmişlere sahip
olmaları gerekir. Bu geçmişleri iyi geleceklere bağlamaya giden yolda
anılar, özdeyişler, mizah çok önemli yer almaktadır. İşte anıları ve
hizmetleri ile ilçemizin büyük hayranı: Sayın Tahsildar Ali miz karşısındaki
insanı çabucak anlayıp espri yeteneğiyle cevap vermesi onun belirgin
özellikleri arasındaydı. Ani cevap vermesi doğuştan gelen zekâ ve
yeteneğinin bir ürünüdür. Böyle olması içindir ki önüne geleni gülmekten
kırıp geçirirdi
Bu meziyet insanlara doğuştan verilmiştir. Karşısındaki kişi espriden bir
şeyler kapıyorsa o kişi için büyük bir kazanç sayılır. Kahkaha esprinin son
aşamasıdır. Sayın Ali Sönmez büyüğümüz yaşamışlığı ve de doğuştan gelen
espri ve zekâ yeteneğini yoğurarak tam gediğine oturtmasını büyük bir
ustalıkla yapmasını bilirdi. Bulanık ın saygın ve ender kişilikleri arasında
yer alan Sayın Ali Sönmeze rahmet diler. Hayattaki çocuklarına ve sönmez
ailesine uzun yaşam dileklerimi sunarım.
Anılar arasında, 1970'li yıllarda Sayın Bülent Ecevit, eşi Sayın Rahşan
Ecevit ile ilçemizi ziyaretlerinde ''Ortanın Solu'' kavramını açık hava
toplantısında ilçe halkına açıklarken, Sayın Rahşan Ecevit de mahalleyi
gezmeye çıkmış. Bu arada Ali Sönmez'in hanımı tarafından evlerine davet
edilmiştir. Açık hava toplantısı bittiğinde belediye hoparlöründen Rahşan
Hanım'ın bulunması için anonslar yapılmaya başlanmış. Bir süre sonra CHP
ilçe başkanı Şefik Kaleli, Sayın Ecevit'in yanına gelerek;
ŞK: Efendim merak etmeyin, Rahşan hanımı bulduk, yanımdaki Ali SÖNMEZ Bey'in
evindeymiş. Ama Ali Bey Rahşan Hanım'ı vermiyor.
Dedikten sonra Ecevit ile A. Sönmez'in arasında şu konuşmalar geçiyor:
AS: Sayın Ecevit; Rahşan Hanım benim evimde, benim kızım oldu. Doğunun
geleneklerine göre başlık parası vermeden Rahşan Hanım'ı size vermem.
BE: Ne kadar başlık parası istiyorsunuz?
AS: 2500 TL
BE: Ben ortanın solunda bir adamım. Bu kadar parayı nasıl vereyim der.
Bu diyalog ilçe halkı tarafından alkışlarla desteklenir. Ertesi gün başta
Ulus gazetesi olmak üzere bütün medyada bu olay ''Doğu'da Ecevit'ten başlık
parası istediler'' diye yer alarak tatlı bir anı olarak hafızalarda yer
edindi.
DERLEME GÖKHAN GÜNEY
FIKRALARI DEVAM EDECEKTİR.
|