.: MENULER :.
Anasayfa
Siyasiler
Bürokratlar
Lakaplar
Şiirlerimiz
Yemeklerimiz
Google

 
 
.: Kültürümüz :.
Düğünlerimiz
Nevruz
Mizah ve Fıkra Ustalarımız
Yöremize özgü kelimeler
Türkülerimiz ve Sanatcılarımız
Oyunlarımız
Güreşçilerimiz
Gazilerimiz
Aşıklarımız

.: Takvim :.










 Kurlar : DOLAR ALIS 1.231   SATIS 1.2311     • EURO ALIS 1.8975    SATIS 1.9067

İSTİKLAL SAVAŞI GAZİLERİMİZ

 
S.NO ADI  SOYADI  BABA ADI  KÖY /MAH.  
1. MUSTAFA GÜNERİ KAMİL  ŞAVAŞ 1315
2. CASİM  ÇELİK  AĞAALİ KAZĞIZMAN  1317
3 AZİZ ARSLAN  AHMET POSOF 1312
4 RIZA GÜLTEKİN MUSTAFA SELİM 1312
5 HÜRREM AYHAN BURHAN GÜLLÜOVA 1316
6 HAMZA CENGİZ İSMAİL ÜÇTEPE 1315
7 CEMAL  KORKUT ŞABAN ÇILDIR COLİT 1310
8 BALABEK ÖZOĞUL YAHYA HINIS ÇAMURLUK 1309
9 İBRAHİM DENİZ HACİ BULANIK 1316
10 M.ALİ  KAYNAR  ARSLAN ÇILDIR COLİT 1311
11 ÖMER ÇAVUŞ  YILDIZ OSMAN MALAZĞİRT 1316


KURTULUŞ SAVAŞI

( 1919-1922)



Türk Kurtuluş Savaşı; ülke bütünlüğünü korumak, ulusal egemenliğe dayalı, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak için tüm ulusca girişilen, çok cepheli bir savaştır. Kurtuluş Savaşı; Osmanlı Devleti’ni yok eden, Türklere yaşam hakkı tanımayan 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması sonucu Türk milletinin bir ölüm-kalım mücadelesi olarak başlamıştır.

KURTULUŞ SAVAŞI ÖNCESİ DURUM:

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgisini belirleyen Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918) ile Anadolu ve Trakya her türlü işgale açık bir duruma geliyordu. Çünkü Mondros ateşkes hükümleri galip devletlere gerekli gördükleri her yeri işgal etme hakkı tanıyordu. Ülke işgale uğrarken Padişah için önemli olan; saltanatın, halifeliğin ve hanedanın selameti idi. Bu antlaşma çok ağır koşulları içerirken, İstanbul Hükümeti ileride yapılacak barış görüşmelerinde bu koşulları hafifletebileceğini umuyordu.

Mondros Ateşkes antlaşmasının hemen ardından işgaller başladı. Bu antlaşmanın 7 inci maddesine göre, İtilaf devletleri güvenliklerini tehdit eden bir durumu bahane ederek istedikleri bölgeleri işgal edebileceklerdi.

Boğazlar İngilizlerin kontrolüne geçti. İngilizler Çanakkale, Musul, Batum, Antep, Konya, Maraş, Samsun, Bilecik, Merzifon, Urla ve Kars’ı işgal ettiler. Fransızlar ise; Trakya’daki demiryolunun önemli istasyonlarını, Dörtyol, Mersin, Adana ve Afyon istasyonunu işgal ettiler. İngilizler tarafından işgal edilen, Güney Doğu’daki bazı iller daha sonradan Fransızlara terk edilmiştir. İtalyanlar ise Antalya, Kuşadası, Bodrum, Fethiye ve Marmaris’i işgal ettiler. Konya ve Akşehir’e de asker yolladılar. Mondros Mütarekesi’nin Doğu Anadolu’da 6 vilayetin Ermenilere bırakılacağına ilişkin maddesi Ermenileri harekete geçirdi. Ermeniler kurdukları Alaylarla Doğu Anadolu’da yayılmaya ve bölgedeki Türklere zulüm ve baskı yapmaya başladılar. Kozan, Osmaniye, Mersin ve Adana’ya Fransızlarla birlikte Ermeni çetecileri de geldi.

Yunanlılar kendilerine vaat edilen Ege Bölgesi’ni ele geçirmek üzere, İngiliz, Amerikan ve Fransız savaş gemilerinin koruması altında, 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgale başladılar. İzmir’in işgaline tepki olarak gazeteci Hasan Tahsin tarafından düşmana atılan ilk kurşun Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı olmuştur. Daha sonra Yunanlılar 3 koldan Ege Bölgesi’ni işgale başladılar.

Mondros ateşkes antlaşmasından sonra işgallerin başlamasına karşılık Padişah ve Osmanlı Hükümeti işgallere karşı ses çıkarmamışlar, orduyu geliştirip güçlendirmeye yönelmemişler, sadece kendi çıkarlarını düşünmüşler, çekingen ve korkak davranmışlar, ülkeyi içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için hiçbir tedbir almamışlardır.

Kurtuluş savaşımızda işgallere karşı ilk silahlı direniş Güneydoğu Anadolu’da Fransızlara karşı başlamışsa da, ilk Kuvayı Milliye hareketi Batı Anadolu’da Yunanlılara karşı oluşturulmuştur. Yunan birliklerinin İzmir’i işgal etmesi ve Anadolu içlerine ilerlemeye başlamasına seyirci kalan Osmanlı Hükümeti’nden artık hiçbir şey beklenemezdi. Bu durum, Kuvayı Milliye’nin doğuşunu ve Milli Mücadele’nin başlamasını kolaylaştırıcı etkenler olmuştu.

MUSTAFA KEMAL’İN SAMSUN’A ÇIKIŞI VE KONGRELER:

Gelişmeleri yakından takip eden Mustafa Kemal Paşa, Türk Halkının ulusal egemenliğe dayanan, kayıtsız ve şartsız olarak bağımsız, yeni bir Türk devleti kuracak güçte olduğunu inanıyordu. Padişahın ve İstanbul Hükümeti’nin teslimiyetçi tutumu karşısında kurtuluş yolunun Milli Mücadele olduğunu anlamıştı. Düşman işgallerine karşı bazı bölgelerde gösterilen direniş ve milli teşekküllerin kurulması da onu umutlandırmıştı.

Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçmek için bir fırsat aradığı sırada, Karadeniz’deki Pontus Rum çetelerinin bölgedeki Türklere karşı saldırıları artmıştı. İngiltere asayiş ve sükunun sağlanmaması durumunda bölgeyi işgal edeceğini bir nota ile İstanbul Hükümeti’ne bildirdi. Padişah bölgedeki güvenliğin sağlanması için Mustafa Kemal Paşa’yı 9.Ordu Müfettişliğine atamıştır. Güvendiği arkadaşlarını yanına alan Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Bu tarih aynı zamanda Kurtuluş Savaşı’nın fiilen başladığı tarihtir.

Mustafa Kemal, askeri örgütlenmeyi sağlamak için Havza’dan Anadolu’daki tüm komutanlarla temasa geçmiştir. Komutanlara ve Valilere yayınladığı genelgelerle (Havza Genelgesi) halka felaketin büyüklüğünün anlatılmasını ve işgallere karşı da mitinglerin yapılmasını istemiştir. İlk miting 30 Mayıs 1919’da Havza’da yapılmıştır.

AMASYA TAMİMİ (22 Haziran 1919)

12 Haziran 1919’da Havza’dan Amasya’ya gelen Mustafa Kemal Paşa buradan yayınladığı bildiri ile ülkenin içine düştüğü durumu açıklıkla saptıyor, çözümün bütün güçlerin birleşmesinden geçtiğini vurguluyordu. M.Kemal Amasya’da Anadolu ve Rumeli’de kurulan Mudafaa-i Hukuku Derneklerini birleştirme, kongreler yaparak tüm ulusun kesin kararına dayalı yeni bir yönetim kurma amacıyla Amasya Tamimi’ni hazırlamıştır.

Bu tamimin önemli maddeleri:

-Vatanın bütünlüğü ulusun bağımsızlığı tehlikededir. Hükümet millet için üstlendiği görev ve sorumluluklarını yerine getirememektedir.

-Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır.

-Ulusun haklarını dünyaya duyurmak için her türlü etkiden ve kontrolden uzak bir ulusal kongrenin toplanması şarttır. Bu kongreye her ilden, her sancaktan milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin seçilerek hemen yola çıkarılması gereklidir. Keyfiyet milli bir sır olarak saklanmalıdır.

-Doğu illeri adına, 10 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır.

Amasya Tamimi’nin önemi: Bu tamim ulusal egemenliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması yolunda atılan ilk adımdır. Ulusun teşkilatlandırma ve mücadele yöntemleri belirginleşmiştir. Ulusal egemenlik ve ulusal bağımsızlık fikri ilk kez ortaya atılmıştır.

ERZURUM KONGRESİ

(23 Temmuz-7 Ağustos 1919)

Vilayet-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi ile Trabzon Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti ortak bir kongre düzenlemek için çalışmalar yapıyorlardı. 3 Temmuz’da Erzurum’a gelen Mustafa Kemal, 8 Temmuz’da İstanbul’a görevinden ve askerlikten ayrıldığını bildirerek, Osmanlı Hükümeti ile tüm ilişkilerini sona erdirmiştir. Mustafa Kemal ertesi gün Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Erzurum Şubesi’nin başkanlığına seçildi. Erzurum, Sivas, Bitlis, Van ve Trabzon’u temsil etmek üzere 56 delegenin katıldığı Erzurum kongresi 23 Temmuz 1919’da Mustafa Kemal’in başkanlığında toplanarak aşağıda yazılı tarihi kararı almıştır.

Erzurum Kongresi Kararları:

-Ulusal sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez.

-Yabancıların baskısı altındaki Osmanlı Hükümeti’nin dağılması karşısında ulus tümden direniş ve savunmaya geçecektir.

-Vatanı kurtarma yolunda İstanbul Hükümet’i başarısız kalırsa geçici bir hükümet kurulacaktır.

-Ulusal kuvvetleri ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır

-Hıristiyanlara egemenlik ve ayrıcalık tanınamaz.

-Manda ve himaye kabul edilemez.

-Mebusan Meclisi açılmalı, hükümetin çalışmalarını denetlemelidir.

Kongrenin Önemi:

-Yeni bir devlet kurma düşüncesi belirginleşmiştir.

-Misak-ı Milli sınırları ilk kez belirlenmiştir.

-Mustafa Kemal’in başkanlığında Doğu illerini temsilen, Heyet-i Temsiliye (Temsil Heyeti) adıyla bir yürütme organı seçilmiştir.

-Erzurum Kongresi’nin toplanma amacı bölgesel, alınan kararlar yönünden ise ulusaldır.

SİVAS KONGRESİ (4-11 Eylül 1919)

Ulusal direnişi oluşturmada ikinci büyük adım Sivas’ta atılmıştır. Bu kongre, Heyet-i Temsiliye’nin yanı sıra bazı vilayetlerden seçilmiş temsilcilerle birlikte 38 delegenin katılımı ile 04/11 Eylül 1919’da yapılmıştır. İstanbul Hükümeti’nin Sivas’ta kongrenin yapılmasını önlemek için uyguladığı tüm baskılar sonuçsuz kalmıştır.

Sivas Kongresi Kararları:

-Erzurum Kongresinde alınan kararlar kabul edildi.

-Anadolu ve Rumeli’de kurulmuş olan Müdafaa-i Hukuk dernekleri, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği adı altında birleştirildi. Erzurum Kongresi’nde seçilen 9 kişilik Heyet-i Temsiliye, 6 kişi daha ilave edilerek tüm yurdu temsil etme yetkisiyle genişletildi. Başkanlığına Mustafa Kemal getirilmiştir.

Önemi :

-Erzurum kongresinde alınan kararlar bir bölge halkının kararları olmaktan çıkarılıp tüm ulusa mal edilmiştir.

-Ulusun geleceğine ulusun kendisinin karar vereceği ilkesi gerçekleştirilmiştir.

-M.Kemal kongrede Temsil Heyeti’nin başkanı olarak seçilmekle Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın yetkili lideri haline gelmiştir.

-TBMM bu kongrede seçilen Temsil Heyeti tarafından açılacaktır.

AMASYA GÖRÜŞMELERİ (20-22 Ekim1919)

Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti ile yaptığı yazışmalarda; Hükümetin Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde alınan kararlarına bağlı olmasını, Meclis-i Mebusan toplanana kadar hükümetin önemli kararlar almamasını, atamalarda Heyet-i Temsiliye’ye danışılmasını istemiştir. Ancak bütün bu yazışmalar bir sonuç vermedi. Bununla birlikte, İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal ile görüşmek üzere Anadolu’ya bir temsilci gönderdi.(Bahriye Nazırı Salih Paşa).

İstanbul Hükümeti ile Heyet-i Temsiliye arasında yapılan Amasya görüşmelerinde taraflar şu esaslar üzerinde anlaşmışlardır:

-İstanbul Hükümeti Sivas Kongresi kararlarını Meclis-i Mebusan’da onaylanması şartıyla kabul edecektir.

-Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği yasal bir kuruluş olarak İstanbul Hükümeti’nce tanınacaktır.

-Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerin işgaline izin verilmeyecektir.

-Müslüman olmayan topluluklara Türklerin egemenlik haklarını, toplumsal dengesini bozacak ayrıcalıklar tanınmayacaktır.

-Meclis-i Mebusan’ın güvenlik bakımından İstanbul’ da toplanması uygun değildir.

-İtilaf Devletleri ile yapılacak barış görüşmelerinde Heyet-i Temsiliye’nin uygun göreceği temsilcilerin bulunması sağlanacaktır.

Sonuç:

-Heyet-i Temsiliye Osmanlı Hükümeti tarafından resmen tanınmıştır.

-Görüşmeler sonunda Meclis-i Mebusan’ın İstanbul’da açılması İstanbul Hükümeti’nce kabul edilmiştir.

HEYET-İ TEMSİLİYE’NİN ANKARA’ YA GELİŞİ (27 ARALIK 1919)

27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelen Mustafa Kemal burasını Anadolu’daki direniş hareketinin merkezi olarak seçmişti. Gerçekten de Ankara coğrafi konum bakımından Anadolu’nun ortasına yakın bir yerde bulunuyordu.Ayrıca o dönemin en önemli ulaşım aracı olan demiryolu Ankara’ya kadar uzanıyordu.

MECLİS-İ MEBUSAN’IN SON TOPLANTISI VE MİSAK-I MİLLİ’NİN KABUL EDİLMESİ (28 Ocak 1920)

12 Ocak 1920’de Osmanlı Meclis-i Mebusan son kez toplandı. Bu meclisin verdiği en önemli karar, taslakları Mustafa Kemal tarafından milletvekillerine Ankara’da verilen ve sonraları Misak-i Milli olarak adlandırılacak olan Ahd-ı Milliye(Ulusal And) 28 Ocak 1920’de kabul edildi. Meclisin ve İstanbul Hükümeti’nin çalışmalarından ve Anadolu’da artan direniş hareketlerinden rahatsızlık duyan İtilaf Devletleri 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal ettiler. Yunan birlikleri de Anadolu içlerine doğru ilerlemeye başladı. İstanbul’un işgalinden sonra Meclis-i Mebusan padişah tarafından kapatılmıştır.

Misak-ı Milli (Ulusal And) kararları:

-Halkı özgür kalır kalmaz ana yurda kendi istekleriyle katılmış olan Kars, Ardahan, Artvin için gerekirse yeniden oylama yapılacaktır.

-Batı Trakya’nın durumu orada yaşayanlar tarafından saptanmalıdır.

-Halifeliğin, İstanbul ve Marmara’nın güvenliği sağlanmalıdır. Boğazlar konusu, ilgili devletlerle birlikte verilecek kararlarla çözümlendikten sonra Boğazlar dünya ticaretine açılabilecektir.

-Azınlıklar için istenen haklar sınırlarımız dışındaki Türklere de uygulanması koşuluyla kabul edilebilir.

-Ulusal ve ekonomik gelişmemizi mümkün kılmak amacıyla tam serbestlik ve bağımsızlık sağlanması, siyasi, adli, mali gelişmemize engel olan sınırlamaların kaldırılması gereklidir.

-Müslüman Arapların çoğunlukta olduğu yerlerin kaderi halkın oyuna uygun olmalıdır.

Önemi:

-Misak-ı Milli ile M.Kemal Paşa’nın düşünceleri Osmanlı parlamentosu tarafından kabul edilmiş ve yasallaşmıştır.

-Türk ulusunun bağımsızca yaşayacağı vatan sınırları çizilmiştir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN AÇILMASI

(23 Nisan 1920)

İstanbul’un işgal edilmesi ve Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasıyla Osmanlı yönetimi çökmüştür. Padişah İtilaf Devletlerin esiri haline gelmişti. Böyle bir durumda ulus kendisini yönetmeye başlamalıdır. Ulusu temsil eden, ulus adına karar veren yetkili organa ihtiyaç vardır. Bu da yeni bir meclistir. 23 Nisan 1920’de 338 milletvekilinin katılımı ile TBMM açıldı. Meclisin açılmasıyla Heyet-i Temsiliye’nin görevi sona ermişti. Meclis M.Kemal’i başkanlığa getirmiştir. 2 Mayıs 1920’de ilk TBMM Hükümeti kuruldu. 20 Ocak 1921’de yeni Türk devleti’nin ilk Anayasa’sı (Teşkilat-ı Esasiye) oluşturulmuştur.

Bu anayasaya göre;.

-Egemenlik ulusa aittir.

-Kuvvetler birliği ilkesini benimsemiştir.

-Meclis Başkanı hükümetin de başkanıdır.

ÖNEMLİ AYAKLANMALAR

Ulusal Kurtuluş Savaşı boyunca Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bir çok ayaklanmalar çıkmıştır. Bu ayaklanmaların bir bölümü Türk topraklarını parçalayarak yeni bir devlet kurmayı amaçlayan, diğer bölümü ise, saltanat ve hilafete geleneksel ve dinsel bakımdan bağlı olanlarca çıkarılmış isyan hareketleridir. Hıyanet, kin ve taassubun yarattığı isyanların amacı; milli hareketi boğmaktır. Atatürk, öncelikle iç isyanların bastırılmasına, ülkede iç güvenliğin sağlanmasına son derece önem vermiştir. Bir yandan vatana ihanet yasası çıkarılırken, öbür yandan da iç isyanları bastırmada kullanılmak üzere Seyyar Jandarma Müfrezeleri kurulmuştur. Ayaklanmalar milli mücadeleyi geçiktirmiştir.

Bu ayaklanmalar:

Doğrudan İstanbul Hükümetince Yürütülenler:

-Ahmet Aznavur Ayaklanması (2 Kasım 1919-16 Nisan 1920)

Manyas –Susurluk-Gönen –Ulubat dolaylarında Aznavur’un çıkardığı ayaklanmayı önce Milli kuvvetler, sonra’da Çerkez Ethem bastırmıştır.

-Halifelik ordusu (Kuva-i İnzibatiye):

İstanbul yönüne geçişi sağlayan Geyve ve çevresinde iyi donatılmış Kuva-i Milliye’ye karşı İngilizlerin desteği ile kurulan Halifelik Ordusu. Milli Kuvvetler tarafından dağıtılmıştır.

İstanbul Hükümeti ve İşgal Güçlerinin Birlikte Çıkardığı Ayaklanmalar:

En yaygın olanıdır. İşgalcileri kendi etki alanlarındaki milli uyanışı ezmek için her çareye başvurmuşlardır. Gizli ajanlarıyla İstanbul Hükümetiyle işbirliği yapıp din sömürücülüğü yoluyla halkı ayaklandırmışlardır.

-Bolu-Düzce-Hendek ve Adapazarı Ayaklanmaları:

Boğazları elde tutmak amacıyla çıkartılan ayaklanma. Kuvayı Milliye kuvvetlerince bastırılmıştır.

-Yozgat Ayaklanması:

Bu ayaklanmayı Çerkez Ethem daha sonrada Milli Kuvvetler bastırmıştır.

-Afyon Ayaklanması:

Yunan ajanlarının kışkırtması sonucunda Çopur Musa adlı çıkar düşkününün çıkarttığı bu ayaklanma Kuvayı Milliye tarafından bastırıldı.



-Konya Ayaklanması :

Din duygusu kullanılarak Fransız, İngiliz, İtalyan ajanlarının kışkırtmalarıyla çıkmıştır. Milli kuvvetlerce bastırılmıştır.

-Milli Aşireti Ayaklanması:

Urfa’da yaşayan bu aşiret Fransızlarla işbirliği yaparak ayaklanmıştır. Milli kuvvetlerce bastırılmıştır.

Azınlıkların Çıkardığı Ayaklanmalar:

-Fransızların desteğiyle 10 Temmuz 1920’de Adana’ya giren Ermeni İntikam Alayı’nın ayrıca doğu illeri sınırında bulunan diğer Ermenilerin ayaklanma kışkırtma ve savaş açma şeklindeki baskılarıdır.

-Yunan desteğini alamayan Doğu Karadeniz Rumlarının Pontus devletini kurma amacıyla çıkarttığı ayaklanmalardır. Aralık 1920 de başlayan ayaklanmalar kesin zaferin kazanılmasından sonra 1923’ de tam olarak bastırıldı.

Kuvyı Milliye yanlısı olup sonradan ayaklananlar: (Düzenli Ordununu kurulmasına tepkidir)

-Demirci Mehmet Efe : Aralık 1920’de ayaklanmış, Refet Bey tarafından bastırılmıştır.

-Çerkez Ethem Ayaklanması : I. İnönü savaşı sırasında bastırılmıştır.

SEVR ANTLAŞMASI

(10 Ağustos 1920)

Osmanlı Devleti ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Ermenistan, Belçika, Yunanistan, Hicaz, Polanya, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven ve Çekoslavakya devletleri arasında imzalanan, Türk’ün ölüm fermanı olarak bilinen bu antlaşma 433 maddeden oluşuyordu.

Önemli Maddeleri:

-Osmanlılar’a İstanbul dolayları ve Anadolu’nun küçük bir bölümü bırakılacak.

-Boğazlar tüm devletlere açık olup Boğazlar komisyonunca yönetilecek

-İzmir dahil Ege’nin büyük bölümü ile, Midye – B.Çekmece çizgisinin batısında kalan tüm Trakya Yunanlılara bırakılacak.

-Doğu Anadolu’da iki yeni devlet kurulacak.(Ermenistan ve Kürdistan)

-Antalya ve Konya bölgeleri ile Batı Anadolu’nun derinliklerine kadar İtalyanların nüfusuna girecek.

-Mersin’den başlayarak Sivas’a kadar uzanan bölgeler Fransızlara bırakılacak.

-Arapların yaşadıkları yerler İngiliz ve Fransız mandasına terk edilecek.

-Osmanlılar ağır silahlardan arındırılmış küçük bir ordu ve deniz birliği bulunduracak.

-Kapitülasyonlar en ağır şekilde yeniden kurulacak.

-Azınlıklara çok geniş haklar verilecek.

-Antlaşma hükümlerine uyulmazsa İstanbul işgal edilecek.

TBMM’nin Sevr Antlaşmasına tepkisi çok sert olup, bu antlaşmayı imzalayanları ve onaylayanları vatan haini saymaya karar vermiştir.

KURTULUŞ SAVAŞI

(MUHAREBELER VE BARIŞ GÖRÜŞMELERİ)



SAVAŞLAR

Doğu cephesi savaşları:

Ermeni sorununun uluslararası bir sorun haline gelmesi, Rusların Berlin Antlaşmasına Ermenilerle ilişkili olarak hüküm koydurmasıyla başlamıştır. Ermeniler Hınçak ve Taşnak adlarıyla terör örgütleri kurarak Ermeni milliyetçiliğini yaymaya, halkı silahlandırarak isyana teşvik etmeye başladılar. I.Dünya Savaşı’nda, Kafkas cephesinin açılması üzerine Ermenilerle Ruslar işbirliğine yönelmişler ve Rusların kışkırtmalarıyla Türkleri katletmeye başlamışlardır. Osmanlı Devleti’nde kışkırtmalar sonucu en son ayaklananlar Ermenilerdir. Bu nedenle, Osmanlılar cephe gerisinin güvenliği için Ermenileri Suriye ve Lübnan’a mecburi göç ettirmiştir(1915). İtilaf Devletleri Sevr’i uygulamaya koyabilmek için Batıda Yunanlıları, doğuda Ermenileri kullanmışlardır. İtilaf Devletleri, Akdeniz ve Karadeniz’e çıkış kapıları olacak ve sınırları Wilson tarafından çizilecek Büyük Ermenistan düşünü gerçekleştirmek için Sevr Antlaşması’na bir madde koydular.

Rusya’da ihtilal gerçekleşince Ruslar, Doğu Anadolu’da işgal ettikleri yerleri Türklere bırakarak geri çekildiler. Bu arada merkezi Erivan olan bir Ermeni devleti kuruldu (28 Mayıs 1918). Ruslar çekilirken daha Türk ordusu bölgeye ulaşmadan Ermeniler, Rusların yerini aldı ve Wilson ilkelerini kendilerine göre yorumlayarak Doğu Anadolu’nun kendilerine ait olduğunu ileri sürüp, Gümrü, Iğdır, Arpaçay ve Aras’a kadar ilerlediler. Ulusal Kurtuluş Savaşı başlamadan önce Doğu Anadolu’nun Ermenilerin eline geçmesine mani olmak için Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Derneği adıyla bir örgüt kurulmuştu. TBMM Hükümeti 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir’i tam yetkiyle Doğu Cephesi Komutanlığına atadı. 28 eylül 19282de, Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk birlikleri Ermenileri yenilgiye uğrattı. 29 Eylül’de Sarıkamış, 30 Ekim’de Kars ve çevresi Ermeni işgalinden kurtarıldı.

Savaşı kaybeden ve bu arada dostlarından bekledikleri yardımın gelmediğini gören Ermeniler barış istemek zorunda kaldılar. Zira Türk kuvvetleri Gümrü’ye kadar gelmişlerdi. 2 Aralık 1920’de Gümrü Antlaşması imzalanarak savaşa son verildi.

Gümrü Antlaşması’na Göre:

-Sevr Antlaşması’nın geçersiz olduğu Ermenilerce de benimsenmiştir.

-Ermeniler D.Anadolu’daki her türlü isteklerinden vazgeçmişlerdir. Ermenistan kurma girişimleri suya düşmüştür.

-1878’de elden çıkan Kars ve çevresi Türk topraklarına katıldı.

Önemi:

-Gümrü Antlaşması TBMM’nin uluslararası alanda ilk siyasi başarısıdır.

-Misak-ı Milli’nin doğu sınırları kısmen de olsa belirlendi.

-Halk üzerinde ordu ve meclisin güveni artmıştır.

GÜNEY CEPHESİ SAVAŞLARI

-Mondros Ateşkes Andlaşması’nın koşullarına aykırı olarak İngilizler Musul, İskenderun, Kilis, Antep, Maraş ve Urfa’yı işgal ettiler. Fransızlar ise Adana, Mersin ve Osmaniye’yi işgal ettiler.

-Fransa ile İngiltere 15 Eylül 1919’da ikili bir antlaşma yaparak Ortadoğu’yu nasıl paylaşacaklarını belirlediler. Irak ve Filistin İngiliz Mandası, Suriye, Lübnan da Fransız Mandası altına sokuldu. Antep, Maraş, Urfa da el değiştirerek Fransa’ya geçti.Fransızlar buralara yerleştikleri gibi Suriye ve Mısır’dan getirdikleri Ermenileri teşkilatlandırıp Türklere saldırtıyorlardı.

-Ermeni saldırılarına karşı başlayan direniş hareketlerine, Sivas Kongresi’nde bu yöre için Kuvayı Milliye kurulmasına karar verilerek, halkın da katılımı sağlanmıştır.

-Maraş’ta, Sütçü İmam’ın önderliğini yaptığı mücadeleye tüm Maraş halkı katıldı. Maraş’ta tutunamayan düşman şehri terk etmek zorunda kaldı (12 Şubat 1920). Maraş adı TBMM kararı ile 1973’te Kahramanmaraş olarak değiştirildi.

-Urfa şehrinde Ali Saip(Ursavaş) Bey tarafından teşkilatlandırılan Türk direnişi başarıyla sonuçlandı. Fransızlar 11 Nisan 1920’de şehri boşalttılar. Urfa’ya TBMM kararı ile 1984 yılında Şanlıurfa adı verildi.

-Antep halkı 1 Nisan 1920’de Fransızlara karşı ayaklandı.Üsteğmen Salih’in ‘Şahin’ takma adıyla Kuvayı Milliye Komutanlığına atanması halkı daha da örgütlü bir güç haline getirdi. Hiçbir yerden yardım alamayan Anteplilerin Fransızlara karşı direnişi yaklaşık 1 yıl sürdü. Antep şehri, tüm olanaksızlıkları yaşadıktan ve altı bin şehit verdikten sonra onurundan taviz vermeden 9 Şubat 1921’de düşmana teslim olmak zorunda kaldı. TBMM Antep’in direnişini ödüllendirmek için kente ‘Gazi’ ünvanı verdi.

-Fransızlar halkın direnişleri sonucunda askeri harekatlarını durdurduktan sonra Sakarya Zaferi’nin arkasından TBMM ile Ankara Antlaşması’nı yaptılar ve işgal ettikleri yerleri boşalttılar.

-Antalya, Isparta ve Konya’yı işgal eden İtalyanlara karşı cephe açılmamıştır. Türk ordusunun Batı Cephesi’nde kazandığı zaferler İtalyanları etkilemiş, Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra Anadolu’yu tamamen terk etmişlerdir.

Sonuç: Ulusal Kurtuluş Savaşımızın Güney Cephesi’ndeki başarıları halk direnişleriyle kazanılmıştır.

BATI CEPHESİ SAVAŞLARI

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın kaderini tayin eden cephe. Düzenli ordunun kurulmasıyla Yunanlılara karşı savaşılmıştır.

ÇERKEZ ETHEM OLAYI

Düzenli ordu kurma çalışmaları Kuvayı Milliyecilerden bazılarını tedirgin etmiştir. Bunlardan en önemlisi Çerkez Ethem’dir. Çerkez Ethem Kuvayı Milliye’nin kurulmasına emek vermiş, kendisine bağlı kuvvetlerle iç ayaklanmaları bastırmış, başarılı çalışmaları görülmüştür. Milli Hükümetin kendisine hoş görülü davranması onu şımartmış, TBMM içinde kendine yandaşlar edinerek Ankara Hükümeti’ni rakip olarak görmeye başlamıştır. Yunanlılarla anlaşarak düzenli orduyla savaşmış, yenilerek Yunanlılara sığınmıştır.

I. İNÖNÜ SAVAŞI (6 – 10 Ocak 1921)

Çerkez Ethem’in ayaklanmasının yarattığı ortamdan yararlanmak isteyen Yunan ordusu, 6 Ocak 1921’de Bursa ve Uşak’tan hareket ederek, Eskişehir ve Afyon yönünde askeri harekata başlamıştır. Amaçları, Eskişehir’i ele geçirip demiryolu ulaşımını kontrol altına almak, sonra da Ankara’ya işgal ederek TBMM’yi dağıtmaktı. Türk ordusu Yunan ordusunu İnönü’de karşılamıştır. Albay İsmet (İnönü)’nün komutasındaki düzenli Türk ordusu 10 Ocak 1921’de kendinden kat ve kat üstün olan Yunan ordusunun ileri harekatını İnönü’de durdurmuştur. Sonra da Kütahya yönünden ilerleyen Çerkez Ethem kuvvetleri yenilgiye uğratılmıştır.

I.İnönü Savaşı küçük çapta bir savaş olmasına rağmen önemli sonuçlar doğurmuştur.

Bu savaşın önemi:

-Bu muharebenin kazanılmasıyla Türk ulusunun varlığı ve savaş gücünün tükenmediği kanıtlanmış, TBMM Hükümeti’nin yurt içinde ve dışında saygınlığı artmıştır.

-Çoklukla ayaklanma odakları söndürülmüş, yurt içinde güvenlik büyük ölçüde sağlanmış bundan sonra, ülkeye yasalar egemen olmuştur.

-Devlet kuruluşu işlemeye başlamış, vergi toplanması, asker alma işleri yoluna girmiş, daha önemlisi, Devlet’in kendi kaynaklarına sahip çıkması olanağı sağlanmıştır.

-Ordunun geliştirilmesi ve milletin orduya güveni artmıştır.

-Ankara Hükümeti Saltanat Yönetimi’nden üstün olduğunu ve onun yerini alması gerektiğini göstermiştir

-İtilaf Devletleri Sevr’i tekrar görüşmek için Londra’da konferans düzenlemek zorunda kaldılar.

-Sovyet Rusya ile Moskova Antlaşması imzalandı.

-İstiklal Marşı kabul edildi. (12 Mart !921)

-Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (Anayasa) kabul edildi.

LONDRA KONFERANSI (21 Şubat 1921)

I.İnönü Savaşı’ndan sonra İtilaf Devletleri Londra’da bir konferans düzenlemeye karar verdiler.

-İtilaf Devletleri Sevr’in yeniden gözden geçirilmesini kararlaştırdılar.

-Londra’da toplanacak konferansa Osmanlı Devleti ve Yunanistan çağrıldılar. Delegeler arasında Ankara Hükümeti’nin de temsilcisinin bulunmasını şart koştular. (Amaçları İstanbul Hükümeti ile Ankara Hükümeti arasında bölücülük yapmaktı.)

-M.Kemal çağrının TBMM’ye yapılması gerektiğini, doğrudan çağrı yapılmazsa konferansa katılmayacaklarını bildirdi.

-İtalyanların aracılığıyla Ankara Hükümeti de konferansa davet edildi

-TBMM Temsilcisi Bekir Sami Bey, Türk milletinin Misak-i Milli ile belirlenmiş olan haklarını dile getirdi. İtilaf Devletleri bu isteğe önem vermediler.

-Konferansta Ankara Hükümeti’ne önerilen barış esasları Sevr’in biraz değiştirilmiş şekli olduğundan reddedildi. Misak-i Milli ile Sevr’in uyuşması düşünülemezdi. Savaşı sürdürmekten başka çare yoktu.

Önemi: Yeni Türk Devleti İtilaf Devletlerince resmen tanınmıştı.

MOSKOVA ANTLAŞMASI (16 Mart 1921)

Türk ordusunun İnönü Zaferi sonunda Sovyetler Birliği ile TBMM arasında imzalanmıştır.

Moskova Antlaşması’na göre:

-Doğu sınırımız büyük oranda kesinlik kazanmıştır. (Kesin sınırımız Kars Antlaşmasıyla belirlenecektir)

-Sovyetler yeni Türk Devleti’ni ve Misak-i Milli’yi tanımıştır. Böylece ilk kez büyük bir devlet TBMM’yi tanımış oluyor.

-İki devlet arasında çeşitli ekonomik ve siyasi konularda karşılıklı yardım kararı alındı

-Doğu sınırımız güvenlik altına alındığı için, bu cephedeki kuvvetlerimizin diğer cephelere kaydırılma imkanı doğmuştur.

II. İNÖNÜ SAVAŞI(23 -31 Mart 1921)

Londra Konferansı’nın barış önerilerinin TBMM Hükümeti’nce reddedilmesi üzerine, İtilaf Devletleri’nin isteklerini zorla Türklere kabul ettirmekle görevlendirilen Yunanlılar, Bursa üzerinden Eskişehir’e, Uşak üzerinden Afyon’a doğru 23 Mart’ta saldırıya geçtiler.

Yunanlılar, Bilecik’i, İnönü’de Metris Tepe’yi ve Uşak’ı ele geçirmeleri üzerine, TBMM’i Muhafız Taburu cepheye gönderildi. Böylece güçlenen Türk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Yunan saldırısını püskürttü. Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey’in savaş süresince verdiği “mevzilerin kesin olarak savunulması” emri başarının elde edilmesinde etken oldu.1 Nisan 1921’de Yunan ordusu Bursa’ya çekilmeye başladı. Böylece Yunanlılar İnönü’de ikinci kez yenildiler.

Sonuç:

-TBMM Hükümeti varlığını bütün Avrupa devletlerine, resmen olmasa da kabul ettirdi; içte ve dışta nüfuz ve saygınlığı yükseldi.

-Avrupa ülkelerinde, İngiliz ve Yunan politikasına karşı güvensizlik ve muhalefet başladı.

-Ordu mensuplarında, her bakımdan kendilerine güven arttı.

-Bu durum karşısında, Fransızlar Zonguldak’tan, İtalyanlar Güney Anadolu’dan çekilmek zorunda kaldılar.

-Türk ordusunun kazandığı zaferler, İtilaf Devletleri’ni Türkler hakkında yararlı kararlar almaya zorladı.

-II.İkinci İnönü Muharebesi’nin kazanılmasından, Sovyet Rusya ve Afganistan gibi dost devletlerde büyük bir memnunluk duyulmuş ve bu resmen Türk hükümeti’ne bildirilmiştir.

KÜTAHYA – ESKİŞEHİR SAVAŞLARI

(10 -24 Temmuz 1921 )

10 Temmuz’da Yunan saldırısı İnönü-Eskişehir, Afyon ve Kütahya hattında geniş bir

cephede başladı. Bu durumda M.Kemal Paşa fazla kayıplar verilmeden ordunun Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmesine karar verdi. Ordu, Sakarya’nın doğusunda toparlanmaya başladı. Yunanlılar da Sakarya Nehri kıyılarına kadar ilerlediler. Yunanlılar Sakarya Nehri’nin batı tarafında durmuşlar, yeni bir saldırı için hazırlıklara başlamışlardı.

Sonuç;

-Eskişehir, Afyon ve Kütahya elimizden çıkmıştır.

-Meclis tarafından M. Kemal 5 Ağustos 1921’de başkomutan seçilmiştir.

-M. Kemal ayrıca üç ay süreyle meclisin yetkilerine de sahip olacaktı.

M. Kemal ilk iş olarak ordunun gereksinimlerinin sağlanması için 7-8 Ağustos 1921’ de Tekalif-i Milliye Emirleri (Ulusal Yükümlülükler) yayınladı. Tekalif-i Milliye emirlerinin uygulanmasında çıkacak aksaklıkları ortadan kaldırmak için çeşitli yerlerde İstiklal Mahkemeleri açıldı.



SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ:

(23 Ağustos – 12 Eylül 1921 )



23 Ağustos – 13 Eylül 1922 tarihleri arasında yapılan. Türk milleti için bir ölüm kalım savaşı olan Sakarya Meydan Muharebesi; Kurtuluş Savaşı içinde kader tayin edici olmuştur.

Bu savaştan önce Yunanlıların başlıca hedefi; Ankara yönünde ilerleyerek, Türk Ordusunu yok etmek ve Kurtuluş Savaşı’nın sembolü ve direniş merkezi haline gelen Ankara’yı ele geçirmekti. Böylece Türk azim ve direnme gücü yok edilmiş olacaktı. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün emir ve komutasında, Türk ulusunun kanıyla yapılan ve dünya harp tarihine “en uzun meydan muharebesi”; Türk Kurtuluş Savaş’ı tarihine de “subay muharebesi” diye geçen Sakarya Destanı 21 gün 21 gece devam etmiş ve 13 Eylül günü Yunanlıların Sakarya Nehri’nin doğusunu tamamen terk etmesiyle son bulmuştur.

Başkomutan Mustafa Kemal, Sakarya Meydan Muharebesi sırasında ülke savunmasını şu şekilde ifade etmiştir. “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O sathı bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça bırakılamaz. Onun için küçük, büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir; fakat, küçük büyük her birlik durabildiği noktadan yeniden düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler, ona uymaz; bulunduğu mevzide sonuna kadar durmaya ve direnmeye mecburdur”’

Taarruz inisiyatifinin Türk Ordusu’na geçmesini sağlayan Sakarya Zaferi, TBMM hükümetine siyasi başarı kapılarını aralamış Türk milletinin özgürlüğünü ve vatanını kurtaracağı inancını da kuvvetlendirmiştir.

Sakarya Savaşı sonunda; Türk Ordusu’nun 1683 yılındaki II.Viyana yenilgisinden beri süregelen çekilmesi sona ermiştir. Bu savaş, Türk ordusu’nun son savunma savaşıdır.

-Düşman 10 Eylül’de karşı taarruzla Afyon-Kütahya hattına kadar atılmıştır.

-Savaş Türk ordusunun üstün zaferiyle sonuçlanmıştır.

Sonuçları:

-Ulusal Kurtuluş Savaşının son savunması savaşıdır.

-Düşmanın saldırı gücü tükenmiş, Türk topraklarını ele geçirme istek ve umudu yok olmuş, savunmaya geçmişlerdir.

-Bu savaşa Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü Paşalar katılmıştır. Subaylar savaşıdır.

-M. Kemal’e mareşallik rütbesi ve Gazi ünvanı (19 Eylül 1921) verilmiştir.

-Sovyetler Birliği ile Kars, Fransızlarla Ankara Antlaşmaları imzalanmıştır.

-TBMM Anadolu’da kesin egemenlik sağlamıştır.

-TBMM’nin yaşama ve varolma mücadelesindeki en büyük başarısıdır



KARS ANTLAŞMASI

(13 Ekim 1921)

Moskova Antlaşması Doğu sınırlarımızda bazı pürüzler bırakmıştı. TBMM Hükümeti ile Sovyet Rusya arasında hiçbir pürüzün kalmamasını gerektiriyordu. Sovyet Rusya kendine bağlı; Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’ın TBMM Hükümeti ile anlaşmasını öngördü. Sakarya zaferi’nden sonra bu cumhuriyetlerle yapılan Kars Antlaşması ile doğu sınırımız kesinlik kazandı.



ANKARA ANTLAŞMASI

(20 Ekim 1921) :

Fransızlar, Sakarya zaferinden sonra TBMM Hükümeti ile kesin antlaşmayı imzalamışlardır.

Ankara Antlaşmasına Göre :

-TBMM ile Fransa arasında çatışmalar sona ermiş, Güney sınırımız (İskenderun-Hatay dışında) çizilmiştir.

-Hatay’daki Türklere geniş haklar tanındı. Hatay için özel yönetim biçimi uygulanacaktı.

Sonuç :

-Bu antlaşma ile Fransa TBMM’yi resmen tanımıştır.

-Ankara Hükümeti’nin diplomatik zaferidir.

-Fransa Anadolu işgalinde işbirliği yaptığı dostlarından kopmuş, böylece İtilaf Blok’u parçalanmıştır.

-Güney sorunumuz çözümlenmiştir. Bu cephedeki birliklerin Batı Cephesi’ne kaydırılma imkanı hazırlanmıştır.

BÜYÜK TAARRUZ

(26 Ağustos-30 Ağustos 1922)

Hazırlık: Başkomutan M.Kemal düşmana kesin darbeyi indirmek için hızlı biçimde hazırlıklara girişti.

-Doğu ve Güney cepheleri tam anlamıyla güvenlik altına alındığından buralardaki birlikler tam bir gizlilik içinde Batı’ya kaydırıldı.

-Ordunun eksiklikleri giderildi.

M. Kemal Haziran 1922’de taarruz kararı aldı. 6 Ağustos 1922’de orduya gizlice taarruz için hazırlanması emri verildi. M.Kemal Akşehir’e gelerek komutanlarla toplantı yaptı. Toplantıda 26 Ağustos taarruz günü olarak belirlendi. Taarruz Afyon’un güneyinden Dumlupınar yönüne doğru baskın şeklinde başlayacak ve sonra da meydan savaşına dönüştürülerek düşman kuvvetleri tümüyle yok edilecekti.

26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30 da topçularımızın ateşiyle Kocatepe’den taarruz başladı.Başkomutan Mustafa Kemal de bu esnada taarruzu Kocatepe’den sevk ve idare ediyordu. Siklet merkezi 1 inci Ordu da olmak üzere, 1 inci Ordu güneyden, 2 inci Ordu kuzeyden taarruzla, harekat kısa sürede başarılı bir şekilde gelişti. Yunan savunma hattı parçalandı. 26/27 Ağustos gecesi Yunan mevzileri ele geçirildi. 27 Ağustos’ta Türk Ordusu Afyon’u Yunan işgalinden kurtardı. Dumlupınar mevzilerine çekilen düşmana karşı 29 Ağustos’ta taarruz eden ordumuz, 30 Ağustos’ta Yunan ordusunu tamamen kuşatarak büyük bir kısmını imha etmiştir. Düşman Başkomutanı General Trikopis esir alındı. Kütahya’da düşmandan temizlenmiştir. Bu savaşı Başkomutan Mustafa Kemal doğrudan kendisi yönettiği için bu zafere “Başkomutanlık Meydan Savaşı” denir.

Yunan ordusu, Başkomutan Mustafa Kemal’in 1 Eylül 1922’de, Türk ordusuna verdiği, “Ordular ilk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri.” emri ile İzmir’e kadar kovaladı. Yunan işgalindeki tüm yerler tek tek kurtaran Türk ordusu 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. 18 Eylül 1922’de Batı Anadolu’da tek bir düşman askeri kalmamıştır.

Sonuçları:

-Bu zafer, milletin kendine güven duygusunu yükseltmiş, milli kudret ve yeteneğin yeniden canlanmasını sağlamıştır.

-Bu zafer, yeni Türk Devleti’nin temeli, uygarlık yolunun en büyük köprüsü olmuştur.

-Öldüğü sanılan ve mirası paylaşılmaya yeltenilen Türk milletinin yaşama hakkı ve yeteneği olduğu dünyaya kabul ettirilmiştir.

-Bu zafer ile Misak-i Milli gerçekleştirilmiş, bütün düşmanlar topraklarımızdan atılmıştır.

-Bu zafer, Mudanya Ateşkes antlaşması ile Lozan Konferansı’ndaki beklentilerimize esas teşkil etmiştir.

-Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile Anadolu’nun sonsuza kadar Türk yurdu olarak kalacağı bütün dünyaya kanıtlanmıştır.



MUDANYA ATEŞKES ANTLAŞMASI

(11 Ekim 1922 )

İzmir’in kurtarılmasından sonra, Türk ordusu, Boğazlar, İstanbul ve Trakya’nın geri alınması için o tarafa yöneldi. Bunun üzerine İtilaf Devletleri ateşkes görüşmelerine başlama isteklerini TBMM’ne bildirdiler.

3 Ekim’de Mudanya’da başlayan ateşkes görüşmelerine Türk temsilcisi İsmet Paşa gönderilmiştir. Yunanistan görüşmelere katılmamış, sonradan ateşkes metnini imzalamıştır.

Mudanya Ateşkes Antlaşmasına göre:

-Türkiye ile Yunanistan arasındaki silahlı çatışmalara son verilecektir.

-Yunanlılar 15 gün içinde Doğu Trakya’yı boşaltacaklar. Türkiye, barış sağlanıncaya kadar burada emniyet ve asayişi sağlanması için sekiz bin Jandarma bulunduracaktır.

-Boğazların durumu barış antlaşmasıyla saptanacaktı.

-İtilaf Devletleri’nin kuvvetleri barış antlaşması imzalanıncaya kadar İstanbul’da kalacaklardır.

Sonuç;

-Osmanlı Devleti hukuken sona ermiştir.

-Doğu Trakya savaş yapılmadan kazanılmıştır.

-Türk diplomasisi büyük bir zafer kazanmıştır.

Bu ateşkesten sonra çalışmalar Lozan’da toplanacak barış konferansının hazırlıkları üzerine yoğunlaştırılmıştır. Artık yeni Türk Devleti uluslararası hukukun ilkeleri içinde kendini ezmek isteyenlere karşı eşit haklarla onurlu bir devlet olarak konferans masasına oturacaktı. Misak-ı Milli ile belirlenen topraklar büyük ölçüde geri alınmış, ülke bütünlüğü sağlanmıştır. Barış antlaşmasıyla da uluslararası güvenceye bağlanacaktır.

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI

(24 Temmuz 1923)



Lozan Barış Antlaşması’na Göre; Yeni Türk Devleti’nin uluslararası alanda bağımsız, bütün diğer devletlerle eşit, şerefli bir varlık olduğu kesinlikle tanınıyor ve Osmanlı Devleti’nin sona erdiği kabul ediliyordu.

Sınırlar :

-Suriye sınırımız Fransızlarla imzalanan Ankara Antlaşması’na göre kabul ediliyor.

-Irak sınırı; Musul üzerinde antlaşma sağlanamadığı için bu konuda İngiltere ve Türk Hükümeti kendi aralarında görüşüp anlaşacaklardı.

-Türk-Yunan sınırı Mudanya Ateşkes Antlaşması’nda belirlenen şekliyle kabul edilmiştir. Karaağaç ve yöresi Yunanistan’ın Batı Anadolu‘da yaptığı tahribattan alınacak savaş tazminatına karşılık elde edilmiştir. Ayrıca, Gökçeada, Bozcaada bizde, diğer Ege adaları Yunanistan’da kaldı. Yunanistan, Türk sınırına yakın olan adalar asker bulundurmayacaktı.

Kapitülasyonlar: Tamamı kaldırıldı (En büyük siyasi başarı)

Azınlıklar: Tüm azınlıklar Türk uyruklu kabul edilerek hiçbir şekilde ayrıcalık tanınmayacaktı. Batı Trakya’daki Türklerle İstanbul’daki Rumlar dışında Anadolu ve Doğu Trakya’daki Rumlar ve Yunanistan’daki Türkler mübadele edileceklerdi..

Savaş Tazminatları: I.Dünya Savaşı nedeniyle bizden istenen savaş giderlerinden kurtulunmuştur.

Devlet Borçları: Osmanlı borçları, Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan devletlerle aramızda bölüşüldü. Bize düşen bölüm taksitlendirme ile kağıt paraya göre ödenecekti. Düyun-u Umumiye de böylece tarihe karışmaktadır.

Boğazlar : Boğazlar, üzerinde en çok tartışılan konudur. Sonunda geçici bir çözüm getirilmiştir. Buna göre askeri olmayan gemi ve uçaklar barış zamanında boğazlardan geçebilecekti. Boğazların her iki yakası askersizleştirilip, geçişi sağlamak amacıyla uluslararası bir kurul oluşturulmasına ve bu düzenlemelerin “Milletler Cemiyeti’nin güvencesi altında sürdürülmesi kararı alınmıştır.

-“Musul”, “Boğazlar” ve “Hatay” Lozan’da çözümlenemeyen sorunlardır.

Önemi :

-Lozan Barışı bugüne kadar Türk ulusuna köklü ve huzurlu bir yaşam sağlamıştır.

-Misak-ı Milli sınırları büyük ölçüde sağlanmıştır.

-Türkiye tarihinde yeni bir dönem başlatmıştır.

-Türk ulusu adına, I.Dünya Savaşını bitiren antlaşmadır. Mondros ve Sevr antlaşmaları tarihin çöplüğüne atılmıştır.

-“Doğu Sorunu”, “Avrupa’nın hasta adamı” gibi deyimler ortadan kaldırılarak emperyalizme karşı verilen silahlı mücadele ve bunun sonunda yaratılan Yeni Türk Devleti tüm dünyaya kabul ettirilmiştir. Böylece Türkiye tüm sömürge uluslara örnek olmuştur.

Kaynak Türkiye Muharip Gaziler Derneği

KURTULUŞ SAVAŞI İLE BİZE BU GÜZEL YURDU ARMAĞAN EDEN, BAŞTA BÜYÜK ÖNDER GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK OLMAK ÜZERE, ONUN YAKIN SİLAH ARKADAŞLARI İLE BİRLİKTE, TÜM ŞEHİT VE GAZİLERİMİZİ SAYGIYLA ANIYORUZ.





KORE GAZİLERİMİZ

1. AHMET ÇELİK ALİ 1931
2. NİYAZİ GÖRGÜN PAŞA ALİ 1931
3. ŞAKİR ACI MEHMET 1932
4. KEMAL ARSLAN ELBEYİ KÜLTÜR 1929
5. SALİH ATMACA ZÜLFÜ 1924
6. HASAN AYDEMİR FETULLAH GÜNBATMAZ 1930
7. M ZEKİ AYDIN SAİT RÜSTEMGEDİK 1932
8. İZZETTİN BİNGÖL ABDULLAH 1930
9. KEMAL BOZKURT İRFANİ 1930
10. ABDÜLAZİZ ÇOBAN HÜSEYİN 1929
11. ABDULKERİM ELDEMİR REŞİT 1931
12. TACETTİN FEREK FETHİ 1930
13. GAZİ GÜNEŞ MURAT 1928
14. MEHMET GÜNEY AGA 1930
15. ŞEHMUS İNAN ALİ 1932
16. ABDULVAHAP KARA ABDULMECİT 1929
17. MEHMET KAYA İBRAHİM 1929
18. SIDDIK POLAT MEHMET BALOTU 1931
19. MEHMET SARIÇİÇEK CACAN UZGÖRÜR 1932
20. YADİN SAVAŞ HÜSEYİN 1929
21. MUSTAFA SELVİ ALİ ESENLİK 1932
22. ABDULLAH SÜYLEMEZ AHMET 1930
23. MUSA TEMİZ TAHİR 1932
24. AHMET TİKİCİ ABDULLAH OĞLAKKAYA 1932
25. SABRİ TOPÇU HALEF 1931
26. ABDULBAKİ TURAN AHMET 1932
27. ENSAR TURSUN VACİP 1932
28. SELAHATTİN VURAL MAHMUT HOŞGELDİ 1932
29. ABDULHADİ YEŞİLKAYA NEBO HOŞGELDİ 1932
30. BEKİR YILDIZ HASAN 1931
31. TEVFİK YOLCU MECİT BALOTU 1931
32. BAHRİ İSKOLAR RAHİM ADIVAR 1930
33. FEYSULLAH YAŞAR KİBAR CUMHURİYET 1929
34. HELİM AVCI KURBAN CUMHURİYET 1936
35. PACIALİ ÜLKÜ AHMET 1929
36. İZZETTİN BİNGÖL ABDÜLBAKİ 1930
37. KEMAL BOZKURT İRFANİ 1930
38. ABDULLAH SÖYLEMEZ AHMET 1930
39. Paşa Ali TARHAN MERKEZ 1929

40. ABDULAZİZ ÇOBAN HÜSEYİN 1929
41. TACETTİN GEREK FETHİ ADIVAR 1930
42. MEHMET GÜNEY AGA 1930
43. SABRİ TOPLU HALEF 1931
44. M SIDDIK YETKİNER MEHMET EMİN KÜLTÜR 1929

KORE SAVAŞI

“Sabah ülkesi” anlamına gelen Kore, jeopolitik durumu nedeniyle asırlardan beri çatışma ve savaş alanı olmaktan kurtulamamıştır. Bu savaşların her birinde yabancı kuvvetler çarpışmış ve her defasında yenilen, ezilen Kore halkı olmuştur. Kore toprakları Çin’in, Japonya’nın ve Rusya’nın tarih boyunca ilgi alanı olmuştur. Kore Harbi, istilaya uğramış bir ülkenin özgürlüğü uğrunda Birleşmiş Milletler’in ilk müşterek silahlı karşı koymasıdır.

Savaş Öncesi Durum: İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte, Kore, kuzeyi Sovyetler güneyi de ABD’nin işgali altında olmak üzere fiilen ikiye bölünmüştü. BM’nin çabaları bu iki Kore’nin birleşmesini sağlayamadı. 1948 yılında her iki Kore’de yapılan seçimler sonucu, güneyde Kore Cumhuriyeti ile kuzeyde Kore Halk Cumhuriyeti kurulmuştur.

Sovyetler ve K.Çin’in desteklediği K.Kore, 25 Haziran 1950 tarihinde aniden saldırıya geçerek Kore’nin büyük bir kısmını ele geçirmiştir. Bunun üzerine Güvenlik Konseyi duruma el koymuş, teşkil edilen BM kuvvetleri savaşa müdahale ederek durumu tersine çevirmiştir. K.Kore ordusu, BM Orduları karşısında bozguna uğrayarak geri çekilmiştir ve ilerleyen BM kuvvetleri Çin sınırına kadar dayanmıştır. Bu gelişmeler üzerine K.Çin, savaş için yığınak yapmaya başlamıştır. Türkiye, BM Kuvvetleri’ne Tuğgeneral Tahsin YAZICI emir ve komutasında, 5083 kişilik bir tugay ile katılmıştır.

Türk Tugay’ının Kore Savaşı’nda Katıldığı Muharebeler:

27 Kasım 1950 tarihinde düşmanla ilk teması sağlayan Türk Tugay’ı savaşın sona erdiği 27 Temmuz 1953 tarihine kadar; savaş azim ve iradesini koruyarak, Kore Savaşının her safhasında her türlü muharebe harekatına katılmış üzerine düşen tüm görevleri en iyi şekilde yerine getirmiştir. Kore Savaş’nda Türk Tugayı’nın icra ettiği 13 muharebeden; Kunuri, Kumyangjang-Ni, Seul Savunması ve Vegas muharebeleri savaşın kaderini değiştiren önemli muharebelerdir.

Kunuri Muharebeleri : (26-30 Kasım 1950)

4 gün süren bu muharebeler, 26 Kasım 1950’de, Kunuri’den Tockchon istikametinde yapılan intikale müteakiben icra edilen; 28 Kasım 1950’de Wavon, 29 Kasım 1950’de Sinim-ni, Kaechon ve Kunuri Boğazı Muharebeleri ve 30 Kasım 1950’de Sunchon Boğazı (Kunuri ile Tokchon arasında) muharebesi’dir. Türk Tugayı bu muharebeler ile; K.Çin kuvvetlerinin baskın şeklinde başlayan saldırısından geri çekilmeye başlayan BM kuvvetlerinin yan ve gerilerini korumuş, düşmanı oyalayarak bu kuvvetlerin emniyetli bir şekilde geri çekilmeleri için yeterli zamanı (3 gün) kazandırmıştır. Bu muharebede Tugay’ımızın zayiatı; 767 subay, astsubay ve er dir. (218 şehit, 455 yaralı ve 94 kayıp)

Kumyangjang-Ni Muharebesi : (25-27 Ocak 1951)

25 Kasım’da başlattığı büyük taarruzla ilerlemesini sürdüren K.Çin Ordusu’nun bir türlü durdurulamaması ve BM kuvvetlerinin bu taarruzlar karşısında, manen ve madden büyük kayıplara uğraması üzerine, Kore’nin terki için planlar yapılmaya başlanmıştı.

Düşmanın durumunu açıklığa kavuşturmak gerekiyordu. Bu nedenle BM Ordusu, düşmanın kuvvetini keşfetmek, yığınağını bozmak ve zayiat verdirmek amacı ile bir taarruzi keşif yapılmasına karar vermiştir. Bu amaçla Türk Tugayı’na taarruz keşif görevi verilmişti. Türk Tugayı 25 Ocak 1951 günü iki koldan düşmana doğru harekata başladı. Çinli askerlerin büyük bir inat ve dirençle, bütün varlıklarını koyarak savundukları mevziler Türk askerinin süngü hücumu ile bir bir ele geçirildi.

Türk askeri, kendisinden üç misli kuvvetli düşmana karşı kazandığı bu zaferle, düşmanın yenilebilir olduğunu göstermiş ve Çin ordusu karşısında sürekli geri çekilen BM Ordusunun moralini yükselterek düşmana karşı harekete geçmesini sağlamıştır. Bunun sonucu olarak, BM kuvvetleri 29 Ocak 1951’de bütün cephede taarruza başlayarak düşmanı 38 inci paralelin kuzeyine sürmeye başarmıştır.

Bu zafer ile; Türk Tugay’ı Kore’de ikinci kez düşmanı mağlup ederek savaşın yönünü BM lehine değiştirmiş ve BM Kuvvetleri Kore’yi terk etme kararını değiştirerek, savaşa devam etme kararı almıştır. Bu zafer üzerine; Amerikan Kongresince, Türk Tugayına “Mümtaz Birlik Madalyası ve Beratı” verilmiştir. Tugayımız Kore Cumhurbaşkanlığınca da “Cumhurbaşkanlığı Birlik Nişanı” ile taltif edilmiş, zaferin anısına Kore Hükümeti tarafından savaşın yapıldığı alanın en yüksek tepesine de “Türk Zafer Anıtı” dikilmiştir.

Seul Savunması (Taegyewovni-Sosari Bölgesinde): (13-18 Mayıs 1951)

Düşmanın amacı Seul’ü almaktı. Seul’un kuzeydoğusunda, Taegyewovni bölgesinde mevzilenen Türk Tugayı, taarruz eden düşmanı her defasında püskürtmüştür. Türk Tugay’ını mevzilerinden söküp atamayan düşman, ileri harekatına devam ederek Seul’u ele geçirme amacını gerçekleştirememiştir. Birleşmiş Milletler askerleri Türk Tugayının geçit vermeyen bu savunma mevzilerine “Türk Kalesi” adını vermişlerdir.

Vegas Muharebesi (Muharebe İleri Karakol Çarpışmaları): (28-29 Mayıs 1953)

K.Çin, o sırada cereyan eden ve bir türlü sonuçlanmayan ateş-kes görüşmelerine etkili olmak ve kazanılacak bir başarıdan yararlanmak amacı ile; 28 Mayıs 1953’de, Doğu ve Batı Berlin, Vegas, Elko ve Karsan olarak adlandırılan, muharebe ileri karakol mevziilerine taarruza başladı. Türk birlikleri bu mevzilerde kahramanca savaşarak düşmana geçit vermediler. Bu muharebede 151 askerimiz şehit olmuş 241’i de yaralanmıştır. Bu saldırıda taarruz gücünü yitiren düşman 38. paralel hattının güneyine geçemedi. Türk Tugayının üstün savaş yeteneği ile oluşan bu direniş sonucu “Ateş-Kes” görüşmelerine yeniden başlandı. 27 Temmuz 1953 tarihinde Panmunjom Ateş-Kes Anlaşması imzalandı. Bu muharebe, Kore Savaşı’nın son muharebesi olmuştur. 3 ncü Türk Tugay’ı Vegas Muharebeleri dolayısıyla ABD Cumhurbaşkanlığınca; “Legion of Merit” nişanı ile taltif edilmiştir.

Sonuç olarak; Kore’de savaşan Türk Tugay’ı, savaşın kaderini dört kez değiştirmiştir. Kunuri ve Kumyangjang-ni Muharebeleri ile yenilmez diye nitelenen K.Çin ordularını yenerek BM kuvvetlerini büyük bir hezimetten kurtarmış ve BM ordularının Kore’yi terk etme düşüncesinden vazgeçmesini sağlamıştır. Seul savunması ile başkent Seul’ün düşman eline geçmesine mani olmuş, Vegas Muharebesi ile de Ateş-Kes anlaşmasının yapılmasını sağlamıştır. Kore Savaşlarında 741 askerimiz şehit olmuş 2147’si de yaralanmıştır.

Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da destan yaratan Türk askeri aynı destanı Kore’de de yaşatmıştır.

Kore’de Türk askeri, Türk Ordusu’nun;

-Sağlam ve ileri ”Askerlik Kültürü”ne sahip olduğunu,

-“Kahramanlık Geleneği”nin ve “Savaşcı Niteliği”nin devam ettirdiğini,

-“Birlik” ve “Birey” olarak üst düzeyde olduğunu ortaya koymuştur.

Bu savaş Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya alınmasında çok önemli bir rol oynamıştır.

Kore Savaşı Türk ve G.Kore halkı arasında sarsılmaz bir kardeşlik bağı oluşturmuştur. 2002 Dünya Futbol müsabakalarında bu kardeş halkın Türk takımına ilgisi takdire şayandır.

Kore Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliğinin Derneğimize ve Kore Gazilerimize verdikleri destek ve samimi ilgileri için müteşekkiriz.



K O R E S A V A Ş I N I N Ş E H İ T V E G A Z İ L E R İ N İ S A Y G I Y L A

A N IY O R U Z



KIBRIS GAZİLERİMİZ



1. MUHLİS AKÇİL GAFFAR MERKEZ 1953
2. M ŞERİF AKDENİZ RESUL GÜNYURDU 1953
3. M NEDİM AKKAYA AHMET KIRKGÖZE 1950
4. SADRETTİN ARSLAN MEHMET OĞLAKKAYA 1953
5. SERACETTİN ARSLAN KEREM ERENTEPE 1954
6. MEHMET AYDEMİR MİRZA ARAKONAK 1951
7. AHMET AYDIN ŞAMİL MEŞEİÇİ 1951
8. M SIDDIK AYDIN İZZETTİN MEŞEİÇİ 1954
9. M SALİH BAYRAKTAR MECİT DOKUZPINAR 1953
10. İBRAHİM ÇÜŞKÜN ÖMER BALOTU 1953
11. İDRİS ÇOŞKUN MEMET KOTANLI 1952
12. MEMET ÇETİNKAYA MEHMET OĞLAKKAYA 1953
13. SABRİ ÇETİNKAYA MEHMET OĞLAKKAYA 1951
14. HALİS ÇIPLAK TAHSİN KIRKGÖZE 1954
15. SALİH ÇIPLAK MEHMET KIRKGÖZE 1953
16. M SIDDIK ÇİLİGER ÖMER SULTANLI 1954
17. ABDULLAH DEMİR MEMET GÖLYANI 1953
18. ABDULHADİ DEMİR EFENDİ RÜSTEMGEDİK 1954
19. MAŞUK DEMİR MUSTAFA GÖLYANI 1954
20. ALİHAN DEMİRER ÇİMŞİR HOŞGELDİ 1953
21. ABDURRAHİM DOĞRU ABDURRAHMAN GÜNDÜZÜ 1953
22. M OKTAY DOĞRU NİHAT MERKEZ 1953
23. İSA DOĞRU M FAHRETTİN SAMANYOLU 1954
24. KUTBETTİN EKİNCİ BEDİR KIRKGÖZE 1953
25. ABDÜLMECİT EMİRKULU M SIDDIK AŞAĞIBÜKLÜ 1954
26. NURULLAH EMRE KASIM DOKUZPINAR 1953
27. MEVLÜT GÖR FAİK ADIVAR 1953
28. FAHRETTİN GÜÇLÜ SABRİ KARAAĞIL 1954
29. EKREM GÜGERCİN ARSLAN MERKEZ 1953
30. ABDULLAH GÜNAL SEFER ARAKONAK 1953
31. MECİT İSKOLAR BAHRİ ADIVAR 1950
32. İSMAİL KAÇAR AHMET HOŞGELDİ 1953
33. ALİCAN KAPLAN SABRİ GÜNDÜZÜ 1951
34. M REŞİT KAPLAN A BAKİ GÜNDÜZÜ 1953
35. BEYTEMİR KARGIN YUSUF BALOTU 1953
36. ZÜLFİKAR KESKİN SEYFETTİN ŞEHİTTAHİR 1953
37. ALİCAN KINA İSMAİL ERENTEPE 1952
38. BEHÇET KIRMIZIKOYUN ALAATTİN HOŞGELDİ 1953
39. NECMETTİN KIRMIZIYILDIZ MEHMET DOKUZPINAR 1954
40. M ŞERİF KIYAK ABDULLAH ADIVAR 1953
41. BEKİR KOÇU MAHMUT GÖZTEPE 1954
42. AHMET KORKMAZ MUHLİS ÇAYGELDİ 1953
43. BEYZADE KORKMAZ NİYAZ ALİ YONCALI 1953
44. M ŞİRİN KORKMAZ ABDULCEBAR ÇATAKLI 1953
45. AYHAN KUTLU M SABRİ KÜLTÜR 1951
46. ABDULLAH MERTTİR HÜSEYİN CANKURTARAN 1954
47. ABDÜLHAKİM ÖRGÜN SAİT CANKURTARAN 1952
48. MEHMET ÖZDEMİR ABDULAZİZ HOŞGELDİ 1953
49 YADİGAR PIÇAK SEFER YONCALI 1947
50 DİLAVER TAŞDEMİR BEDİH DOKUZPINAR 1954
51 ÖMER TATLIBUDAK MEHMET DOKUZPINAR 1954
52 BURHAN USLU MEMET SIRADERE 1953
53 MEHMET VURALOĞLU ALİ DOKUZPINAR 1954
54 AZİZ YARIZ HÜSEYİN SÖĞÜTLÜ 1953
55 MEHMET YILMAZ ABDULAZİZ GÜNBATMAZ 1953
56 A BAKİ YOLCU ABDULLAH SARIPINAR 1953
57 NİYAZİ YOLCU REŞİT ŞATIRLAR 1953
58 NUSRETİTİN YÜCE SELAHATTİN AKÇAARMUT 1953
59 M SIDDIK YÜKSEL HAYDAR ÇAYGELDİ 1953
60 İSMET YETKİN SEYTULLAH ARAKONAK 1953
61 AHMET SARIALTUN SİVDİN ERENTEPE 1954

K I B R I S B A R I Ş H A R E K A T I



9282 kilometre kare yüz ölçümü ile Akdeniz’in en büyük adası olan Kıbrıs adası Türkiye’ye 65, Yunanistan’a 965 km. uzaklıktadır. Dünya oluşumunun üçüncü zamanında Anadolu ile bitişik olan ada, dördüncü zamanda, İskenderun bölgesinden koparak uzaklaşmıştır. Adanın jeolojik yapısı ile bitki örtüsü İskenderun bölgesi ile benzerlik gösterir.

Kıbrıs adasının kuzeyinde doğu-batı istikametinde uzanan Beşparmak Dağları yer alır. Sarp ve yalçın kayalardan oluşan Beşparmak Dağları’nın belli geçiş yerlerinin dışında aşılması zordur. Beşparmak Dağları’nın güneyinde, Magaso’dan Güzelyurt’a kadar Meserya ovası uzanır. Adanın güneyinde Trodos Dağı yeralır. Kıbrıs yer yüzünde bakır madeninin ilk işlendiği yerdir. Bu nedenle Kıbrıs’ın adı bakırla ilgilidir. ( bakır; latince cuprum, İngilizce copper)

Kıbrıs adası, jeopolitik açıdan Akdeniz’de çok öneme haiz bir konumdadır. Türkiye’ye yakınlığı, İskenderun ve Mersin Körfezlerini kontrol etmesi, Akdeniz’in doğusundaki deniz ulaşımı, İsrail ve Suriye’nin liman ve sahillerinin güvenliği, Türk boğazları ve Süveyş Kanalı’nın emniyeti, Ortadoğu petrolleri ile petrol nakliyatı Kıbrıs adasının önemini artırmaktadır. Kıbrıs adası bu konumu ile; Doğu Akdeniz’de bir uçak gemisi, füzeler için bir rampa, Anadolu’yu güneyden istila için bir atlama taşıdır. Yunan adaları ile Ege bölgesi Anadolu’nun güneyinden de kuşatılmasını tamamlayabilecek önemli bir bölgedir. Türkiye’nin güvenliği için Kıbrıs yüksek bir değer ifade eder.

Kıbrıs jeopolitik önemi nedeni ile, tarih boyunca çeşitli kavimlerin istilasına uğramıştır. Kıbrıs, M.Ö. 1450 yılından itibaren; Mısırlılar, Hititler, Fenikeliler, Asurlular, Persler, Büyük İskender (Ptoleme Egemenliği), Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Haçlılar (Aslan Yürekli Richard), Venedikliler ve Osmanlılar idaresinde kalmıştır. 300 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan Kıbrıs; 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nde Osmanlıları destekleme karşılığında 1878’de İngiltere’ye geçici olarak bırakılmıştır. İngiltere, I. Dünya Savaşı’nın başında, Kıbrıs’ı bir oldu-bittiye getirerek ilhak ettiğini açıklamıştır.

Kıbrıs İngiltere’nin idaresi altında iken, Kıbrıs kilisesi, adayı Yunanistan’a bağlamayı amaçlayan Enosis (birleşme) çabasını yoğunlaştırdı. Bu amacı gerçekleştirmek için 1955’te, EOKA adında bir terör örgütü kuruldu. Bu örgüt İngilizlere ve Türklere karşı silahlı şiddet hareketlerine başladı. Buna karşılık Türk tarafında TMT(Türk Mukavemet Teşkilatı) kurularak EOKA ile mücadeleye başladı.

Kıbrıs, Londra ve Zürih Garanti Antlaşmalarıyla 1960 yılında bağımsız bir devlet olarak ortaya çıktı. Bu antlaşmaya göre; hükümetin ve icra unsurların %70’i Rum, %30’u Türklerden teşkil edilecek, Bakanlar Kurulu 7 Rum, 3 Türk’ten oluşacaktı. Bir papaz olan Makarios (asıl adı:Mihail Hristodolu Muskos) Cumhurbaşkanı, Dr. Fazıl Küçük de Cumhurbaşkanı Yardımcısı oldu. Garanti Antlaşmaları ile, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantör devlet oldular. İngiltere, iki askeri üs(Agratur-Dikelya) elde etti. Adada Türkiye 650, Yunanistan ise 950 kişilik kuvvet bulundurabilecekti. Garanti antlaşmasına göre, Makarios Türklere verilen hakları çok görerek Türkleri tamamen yok etmeye kalktı. Yunanistan adaya gizlice çok sayıda asker çıkardı. EOKA çeteleri ve Yunan askerleri 25 Aralık 1963’de saldırıya geçerek çocuk, kadın, yaşlılarda dahil olmak üzere binlerce Türk’ü vahşice katlettiler. Rumların Erenköy’e de saldırmaları üzerine, Türk jetleri Kıbrıs üzerinde uyarı uçuşu yaptılar. Panikleyen Rumlar saldırılarına son vermek zorunda kaldılar. Türkleri katletmek için Kanlı Noel olarak tarihe geçen bu vahşet karşısında Batılı devletler her zamanki gibi seyirci kaldılar. Anadolu’yu işgal eden Yunan Ordusu’nda da görev alan Grivas adındaki eli kanlı bir EOKA’cı ile Yunanlı subayların idaresindeki Rumlar 1967 yılında bu sefer Geçitkale-Boğaziçi’ne saldırdılar. Türkiye müdahale için hazırlandı. Türkiye’nin müdahalesinden çekinen Yunanistan askerlerini ve katil ruhlu Grivas’ı adadan geri çekmek zorunda kaldı.

Yunanistan’da ihtilal olmuş, bir cunta hükümeti kurulmuştu. Makarios cumhurbaşkanı seçildikten sonra, izlediği siyaset ve Dünya Bağlantısızlar hareketinin bir önderi durumuna gelmesi, adanın bir an önce kendisine bağlanıp Enosis hayalinin gerçekleşmesini isteyen cuntacı hükümetin de hoşuna gitmiyordu. Makarios, aldığı dış yardımlarla ekonomik olarak, Bağlantısızlar yanında yer almakla da siyasi açıdan kendini yeterli görüp, şimdilik, Kıbrıs’ın sadece Rumlar tarafından temsil edilen bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti olmasını istiyordu. Bağlantısız Devletler’in desteğini almıştı. Enosis, Makarios için uzun vadede düşünülecek bir konu idi. Türkler ekonomik yönden tamamen çöküp, Kıbrıs’ı terk ederlerse, Türkiye’nin müdahale nedeni kalmayacağından Enosis kendiliğinden gerçekleşecekti. Acele edip Türkiye’nin tepkisini çekmeye gerek yoktu. Bu durum, Enosis’i bir an önce hayata geçirmek isteyen Yunan hükümetinin hoşuna gitmiyordu. Bu nedenle Makarios ile Yunan hükümetinin arası açılmıştı. Sonuçta, 15 Temmuz 1974’de, Yunan hükümeti tarafından desteklenen, Yunanlı subayların yönetimindeki Rum Milli Muhafız Ordusu(RMM) ile EOKA Kıbrıs’ta darbe yaptı. Makarios adadan kaçtı. Eli kanlı başka bir katil olan Sampson’u cumhurbaşkanı yaptılar.

Türkiye, Kıbrıs’ta 15 Temmuz 1974 tarihinde yapılan darbe ilgili olarak diğer garantör devlet olan İngiltere’den Londra ve Zürih garanti antlaşmaları gereği, birlikte müdahale edilmesini istemiş, fakat İngiltere Türkiye’nin bu isteğini geri çevirmiştir. Türkiye bu olup bittiye son vermek için tek başına Kıbrıs’a müdahale etmeye karar vermiştir.

Bu tarihi gelişim içinde Kıbrıs hiçbir zaman Yunan adası olmamıştır. Yunanistan, Yunanlı şair Rigos tarafından ortaya atılan, Megalo idea - büyük ülkü - fikri çerçevesinde Büyük Yunanistan’ı kurma hayali içinde, Kıbrıs’ı da topraklarına katma gayreti içindedir. Yunanistan’ın Megalo idea fikri ile başlangıçtan beri gerçekleştirmek istediği faaliyetler şunlardır.

- Yunanistan’ın bağımsızlığının sağlanması,

- Batı Trakya ve Selanik’in Yunanistan’a ilhakı,

- Ege adalarını Yunanistan’a ilhakı,

- Oniki Adaların Yunanistan’a ilhakı,

- Girit adasını Yunanistan’a ilhakı,

- Batı Anadolu’nun Yunanistan’a ilhakı,

- Pontus Rum devletinin kurulması,

- Kıbrıs adsının Yunanistan’a ilhakı,

- İmroz ve Bozcaada’nın Yunanistan’a ilhakı,

- İstanbul’un Türkler’den geri alınarak Bizans İmparatorluğunu yeniden kurmak. Böylece Megalo İdea’yı gerçekleşleşecekti.

KIBRIS’TA 20 TEMMUZ 1974 ÖNCESİ ASKERİ DURUM:

Rum kuvvetleri:

Kıbrıs Rum Kuvvetleri; Rum Milli Muhafız(RMM) ordusu, Rum Polis teşkilatı ve Yunan Alayından ibarettir. Ayrıca, seferde teşkil edilen Home Guard (HG) taburları ile RMM ordusu takviye edilmektedir. Rum ordusu Yunanlı subaylar tarafından eğitilmekte ve yönetilmektedir. Seferde Rum ordusunun mevcudu 40.000’ne çıkabilmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetleri:

Kıbrıs Barış Harekatı’nı, 6 nci Kolordu Komutanlığı emrinde, Çakmak Özel Kuvveti (28 ve 39 ncu Tümenler), Hava İndirme ve Komando Tugayları ve Amfibi Deniz Piyade Alayı ile Bayraktarlık emrindeki Mücahit Birlikleri ve 650 kişilik Kıbrıs Türk Alayı ile yürütmüştür. Harekat üç safha olarak planlanmıştı. Birinci safhada hava ve kıyı başının tesisi ve elde bulundurulması, ikinci safhada çıkan ve indirilen birliklerin birleşmesi, üçüncü safhada da harekat alanının genişletilmesi.

20 TEMMUZ 1974 - BİRİNCİ KIBRIS BARIŞ HAREKATI

20 Temmuz 1974 sabahı, Türk uçaklarının bombardımanından sonra, saat 06.15 den itibaren, hava indirme ve uçarbirlik harekatı ile Hava İndirme ve Komando Tugayları Gönyeli ve Kırnı bölgelerine indirilmeye başlanmış, Mersin’den Ertuğrul gemisi ve 33 çıkarma gemisi ile donanmanın koruması altında hareket eden Çakmak Özel Kuvveti de saat 08.50’de Girne’nin batısında dar ve sığ bir plaj olan, Pladini (Karaoğlanoğlu) plajına, uçaklarımızın ve deniz topçusunun desteğinde çıkmaya başlamıştır.

20 Temmuz’da Rumlar büyük bir baskına uğramışlardı. Rumlar, Türk Ordusu’nun 1964 ve 1967’de olduğu gibi, adaya müdahaleye cesaret edemeyeceği düşüncesinde idiler. Başlangıçta; paraşütle atlayan, helikopterle inen ve kıyıya çıkan birliklerimize etkili bir şekilde müdahale edemediler. Zamanla toparlanan Rumlar akşam saatlerinden itibaren birliklerimize karşı harekata başladılar. 20/21 Temmuz gecesi Türk ve Rum kuvvetleri arasında çok çetin çatışmalar yaşandı. Rumların Ortaköy, Gönyeli ve Boğaz Bölgelerini ele geçirerek; Girne- Lefkoşa irtibatını kesmek ve bu suretle; çıkarma yapan birliklerimizle, inen birliklerimizin birleşmesini önlemek amacıyla gece boyunca, St.Hilarion, Bozdağ, Dikmen Tepe, Ortaköy ve Gönyeli ile Göçeri bölgelerinde yaptığı saldırılar kahraman Mehmetçikler tarafından her defasında püskürtülmüştür. Harekatın ilk günlerinde, birliklerimiz hava desteğinin haricinde, topçu ve tank desteğinden mahrum idi. Buna rağmen, Türk askeri Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda, Kore’de destan yaratan atalarını aratmadılar. Beşparmak Dağlarında Rumların gece saldırılarına karşı Komando birliklerimizin ölüm-kalım mücadelesi takdire şayandır.

Türk birlikleri 21 Temmuz’dan itibaren, Rum kuvvetlerine karşı tamamen üstünlük sağlayarak ileri harekatına devam ettiler. 22 Temmuz’da çıkarma yapan birliklerimiz ile birleşme sağlandı. Harekat doğu ve batı yönünde gelişerek Rum hedefleri tek tek ele geçirildi. Girne-Lefkoşa yolu tamamen Türk birliklerinin kontrolüne girdi. 23 Temmuz’da 29 araçlık bir Rum konvoyu Hava İndirme Taburu tarafından pusuya düşürülerek imha edilmiştir.

Bu gelişmeler üzerine Yunanistan’da cunta, Kıbrıs’ta da Sampson istifa ettiler. ABD ve BM’nin yoğun çabaları sonucu ateşkes ilan edildi ve Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında 25 Temmuz’da Cenevre’de görüşmelere başlandı. 30 Temmuz’a kadar devam eden bu görüşmelerde; tarafların, 8 Ağustos’ta Cenevre’de, barış için tekrar görüşmelere başlamaları kararı alındı.

İlan edilen ateş-kes’ten sonra, mevcudu 40.000’ni bulan Türk birlikleri oldukça dar bir alana sıkışmış durumdaydılar. Birliklerin uzun süre bu dar bölgede bekletilmeleri emniyetleri açısından uygun değildi. Ateş-kes ile birlikte Türk birliklerinin ilerleyişlerini durdurmaları üzerine adanın her yanındaki binlerce Türk, Rumlar tarafından kuşatılmış, Rumlar Türk köylerindeki savunmasız çoğu çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere yüzlerce Türk’ü topluca ve vahşice öldürmüştü.

14 AĞUSTOS 1974- İKİNCİ BARIŞ HAREKATI

İkinci Cenevre Konferansı’nın başarısızlığa uğraması üzerine, Türk Silahlı Kuvvetleri İkinci Barış Harekatına başladı. 14 Ağustos günü Saat 06.30’dan itibaren 28 ve 39 ncü Tümenler, Magosa ve Boğaz Deniz üssünü ele geçirmek üzere doğuya doğru taarruza başladılar. Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı ile Lefkoşa Sancağı ve Komando Tugayı kolordu bölgesinin batı kesimini savunmakla görevlendirilmişlerdi. 39 Tümen bölgesindeki İngiliz Tepe ve Kara Tepe, Rum savunmasının bel kemiği durumunda idiler. 39 Tümen’in birlikleri saat 11.30’da İngiliz Tepe ve Kara Tepe’yi ele geçirdiler. 28 Tümen saat 12.00’ye doğru Mia Milia’yı işgal etti. Saat 15.00 civarında, 39.Tümen Değirmenlik’i, 28. Tümen de Timbu hava alanını ele geçirdi. Türk askeri karşısında çareyi kaçmakta bulan Rumlar mağlubiyetin acısını çıkarmak için; 14 Ağustos’ta Taşkent, Terazi, Atlılar, Muratağa ve Sandallar köylerinde; savunmasız, çoğu çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere yüzlerce Türk’ü topluca ve vahşice öldürmüştür. Adanın diğer kesimindeki Türklere de insanlık dışı, vahşice saldırılar yapılmıştır. Birliklerimiz, 14 Ağustos akşama doğru Paşaköy ve Serdarlı’ya girerek soydaşlarımızla kucaklaştılar. 15 ve 16 Ağustos’ta, doğu ve batı istikametlerinde ileri harekatına devam eden birliklerimiz, Magosa, Lefkoşa ve Lefke hattının kuzeyindeki bölgeyi tamamen kontrol altına almışlardır.

Kıbrıs Barış Harekatı ile, Kıbrıslı Türklerin can güvenlikleri sağlanmış, Rumların Enosis hayali Akdeniz’in karanlık sularına gömülmüştür. Bu savaşta; 498 Türk askeri, 70 Kıbrıslı Mücahit ve 270 Kıbrıs Türk’ü şehit olmuştur. Türkiye, bu harekatı ile, kendi güvenliğini ve Kıbrıslı Türklerin güvenliğini tehlikeye atacak girişimlere hiçbir zaman seyirci kalmayacağını dünyaya fiilen kanıtlamış oluyordu.



KIBRIS BARIŞ HAREKATI ŞEHİT VE

GAZİLERİNİ SAYGI İLE ANIYORUZ

Kaynak Muharipler Gaziler Derneği

 

 
 

Her Hakkı Saklıdır © 2006 Alperen Tayyar ÖZDEMİR